AnasayfaSSSAramaÜye ListesiGiriş yapKayıt Ol
Kütüphane bölümümüz güncellenmektedir.  "Kadın ve Erkek Eşitliği" konusu tamamlanmıştır.
Bağlantı sorunları nedeniyle Portal sayfası geçici olarak kaldırıldı....
"Program Arşivi" forumuna "Antivirüs Güvenlik" ve "Araçlar" kategorisi açılmıştır.
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Hakkını vermediğimiz iş yüzümüzü ağartmaz
Evlilikler de Bunalıma Girer
Ahirete İnancımız Ölçüsünde Huzurumuz Olur
Ebedi Hayata Doğmak
ABDEST
TALAK (BOŞANMA)
Gül Sultanım (Yeni Video Klip)
Beş Esas
Meleklere İman
Can Feda Edilecek Dost
Paz Şub. 23, 2014 7:32 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:27 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:18 pm
Paz Şub. 23, 2014 3:07 pm
Ptsi Şub. 17, 2014 3:17 am
Ptsi Şub. 17, 2014 3:09 am
Ptsi Ocak 20, 2014 3:15 am
Cuma Ekim 11, 2013 4:33 am
Çarş. Ekim 09, 2013 2:50 am
Paz Ekim 06, 2013 3:15 pm
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat

Paylaş|

Kendini Seven İnsan

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
YazarMesaj
Misafir
Misafir
avatar

MesajKonu: Kendini Seven İnsan Paz Nis. 04, 2010 11:21 pm

Kendini Seven İnsan

Ayşe İZCİ • 82. Sayı



İnsanlık hiçbir devirde böyle topyekûn bencilleşmemişti. Kendi benliğini, nefsini bu ölçüde putlaştırmamıştı. Modern Batı kültüründen bütün dünyaya dalga dalga yayılan bu hastalık, ne yazık ki bizi de etkisine almaya başladı. Kanımıza pek çok yoldan girdi, tv'lerde dinî programmış görünümlü masum maskelerin arkasına saklandı.

Her insan bir dünyadır, derler. Yani ruhu ve bedeniyle tek, dünyaya sadece bir kez gelmiş, bunun bilincine varmış bir varlık...

Kendi olmanın bilincine varma serüveni, çıkış noktası ve ulaştığı sonuçlar bakımından farklı olsa da, mutasavvıflara, filozoflara ve psikiatristlere hayli söz söyleme imkanı vermiştir.

Günlük dilde de insanın kendi varlığına dair pek çok ifade ve deyim kullanılır: Kendini aramak, kendi olabilmek, kendi gücünün farkına varmak, kendini savunmak, kendi kendine düşünmek, kendi kararını vermek, kendini kaybetmek, kendine dönmek, kendini bulmak...

Modern kültürün yeni putu: Ben

Çağdaş kültürün, benliği veya dinî tabirle ‘ nefs'i ön planda tutan yaklaşımı da eğitim ve bilim kisvesi altında günlük yaşantımıza, toplumsal hayatımıza öyle derin etkiler yapıyor ki, ‘biz'i biz olmaktan çıkarıp, ‘ben' olmaya yönlendirdi. Varılan nokta artık şudur: Varlığımız sadece kendi saltanatımız içindir.

Bencillik, kendine düşkünlük, enaniyet hissi kapitalist tüketim kültürüyle beslendiğinde, yüceler cüce, cüceler ise dev oluvermiş haberimiz olmadan! Farklılık, kendilik, özgünlük, adeta bir paranoya fırtınası halinde eserek toplumu, insanî değerleri ve bilhassa cemaat olgusunu etkilemeyi başardı. Nihayetinde “sevgi” veya “aşk” olgusunu, bir başkasını sevmeye yöneli şi, aslında kendini sevdirme vasıtasına indirgedi. Çağdaş insan, sevilmek istediği için sever başkasını, Allah rızası için değil...

Böylesi puslu havada, insan, hayatını sağlam bir temele dayandırarak, var ediliş gayesini hatırda tutarak yaşamayı murad ediyor. Lâkin istemek yetmiyor; çaba sarf etmek, mücadele etmek gerekiyor. Mutfağımıza giren gıdadan, izlediğimiz televizyon kanalına kadar titiz bir seçici olmamız gerekiyor.

Naçizâne , böyle davranmaya gayret gösteriyoruz. Ne var ki, margarin paketleri üzerinde “içinde domuz katkısı yoktur” ibaresini arar dururken, başka pek çok tehlikeyi fark edemiyoruz.

Televizyonlarda program yapımcılarının veya danışmanlarının hangi altyapı, kültürel formasyon veya uzmanlık sahasına binaen bu görevlere getirildiklerini anlamakta güçlük çekiyorum. Şayet sadece pasif izleyici değilseniz, size sunulanı izlerken üzerinde düşünebiliyor ve izlediklerinizi temel değerlerinizle kaynaştırmaya çabalıyorsanız, sürekli hayal kırıklığı yaşıyorsunuz demektir. Bu söylediğimiz sadece “malum” kanallar için değil, “hassasiyeti belli” kanallar da bu savrulmadan nasibini almış durumda.

Sap-saman bir arada: TV'de ‘sır' programları

Son yıllarda görsel medyamızın “ islâmî ” cenahında pek revaçta olan, tebliğ gayesi ile “manevi sırlar”ı ifşa eden programlar var. Beni bağışlasınlar, ne zaman rastgeldi de izlediysem, filmin sonunda iyiye kızar, kötülük yapıp sonunda rüsvay olana da acırım.

Genellike isimlerinde “kalp”, “sır” gibi kelimeler bulunan bu “mesaj” yüklü programların, toplumun büyük kısmı ve özellikle çocuklar tarafından ilgiyle izlendiğini bilmekteyim. Sizler nasıl yorumluyorsunuz bilemiyorum, çoğu zaman bu türden sırlı bir şovun bende uyandırdığı rahatsızlık öyle artıyor ki, temel dinî kaynaklarda bu his ve düşüncelerime kaynak aramaya giriştiğim dahi oluyor.

Geçenlerde ailecek izliyorduk: Köylük bir yerde kocası gurbete ekmek parası kazanmaya gitmiş taze bir gelinceğiz, tıpkı Türk filmlerindeki gibi, köyün para babası ve köyde görevli bir memurun işbirliğiyle ağır bir namus iftirasına uğruyor. Haliyle zor durumda kalan gelinceğiz, can havliyle en acı bedduaları peşpeşe bir solukta sıralayıveriyor: “Sizler beni yaktınız, Allah'da sizin ciğerinizi yaksın!..”

Sonra, filmin devamında, nur topu gibi iki erkek yavrucak peydah oluyor. Bu çocuklar, çocukça bir merakla yavru kuşlara musallat oluyorlar. Yani yuvalarına ulaşıp, yavru kuşları ellemek gibi masum bir merak. Bunun için ailelerinden gizlice bir merdiven alarak çatıya tırmanıyorlar. Kuş yuvasına ha ulaştı ha ulaşıyor derken, çocuklardan biri dengesini kaybedip diğerinin üzerine düşüyor, ikisi birden merdivenden yuvarlanıyor, cansız bedenleri kanlar içerisinde yere seriliyor. Meğerse bu cezaya müstehak olan sevimli yumurcaklar, o namuslu geline iftira atan adamların çocuklarıymış !..

Nihayetinde kara haber tez ulaşıyor, çocukların ana-babaları acıyla feryat ederken, o esnada tesadüfen olay mahallinden geçmekte olan namuslu gelin, onların bu haline öyle bir acı tebessümle bakıyor ki, anlayan anlar... Gözlerinde çakmak çakmak kin, dudaklarında alaycı bir gülümseme, kaşlar hafif çatık ama biri kalkık vaziyette, neredeyse çocukların başına gelenlere sevinçten göbek atacak !..

Bir deli kuyuya taş atmış...

Tertemiz, ak-pak dinim adına nasıl da hicap duyulacak bir manzara, düşünebiliyor musunuz? Toplumun din anlayışının da bencilleşmeye bu kadar yenik düştüğüne tanıklık etmek, ne dehşetli bir rahatsızlık! Bir ara çocuklarımın yüz ifadelerine baktım. İnanın hislerini okuyamadım. Çünkü onlar filmi izlerken kendilerini kuş seven çocuklarla özdeşleşmişlerdi. Fakat maalesef bu çocuklar filmin sonunda “kötü” nün tarafında yer alıyordu.

Onların zihinlerinde nasıl bir islâmî mesaj şekillendi, vicdanlarında ne tür dinî hisler filizlendi, tanımlayabilir misiniz? Çocuklara ve hatta kendinize filmde anlatılan bu olaylar zincirini nasıl izah edersiniz? Gelin iftiraya uğradı, Allah onun bedduasını kabul etti, sonra ?.. “Allah neden çocukları cezalandırdı?” sorusuna hangi izahı yapacaksınız? Bir gayri müslim bu filmi anlayarak izleyecek olsa, İslâmiyet'e ısınır mı?

Nihayetinde bir film deyip geçiştirmek istiyoruz, değil mi? Ben de böyle yapmak, üzerinde kafa yormadan bırakmak isterdim. Lâkin bu sırlı diziler izleyicilerin göndermiş olduğu mektuplar senaryolaştırılarak hazırlanıyordu ve gerçek olaylara dayanıyordu.

Bu tür filmlerde neredeyse Hesap Günü'ne bir şey kalmıyor, iyiler mükâfatını, kötüler de cezasını bu dünyada, tez zamanda görüyordu. Küçük bir sadakaya büyük bir servetle verilen ilâhi karşılık, her dua ve bedduaya tam da kulunun istediği tarzda icabet eden bir ilâh... Abarttığımız düşünülmesin, en hafifi, sinelerde gizli kalması gerekenler film olarak tüketiliyor.

Cemiyetin dinî hassasiyetlerinin eksik, yalan-dolan mesajlarla işlenerek ucuz malzeme gibi çar- çur edilmesine dindarlar olarak alkış tutuyoruz vesselam. Etkileyici müzik eşliğinde mezarlıklarda çekilen ürkütücü sahneler, hayvanlara işkence sahneleri, çarpılan insanlar, bulutlar sisler içinde temsil edilen Allah dostları, gaipten gelen sesler ve daha neler neler ... Korku filmi izler gibi insanın tüyleri diken diken oluyor.

Allah aşkına, Kur'an-ı Kerim'in tüm insanlığa şamil mesajı bu mudur: Buram buram nefs, benlik, kendini yüceltme, gücünü ispatlama!..

Seçilmişlik kuruntusu

Bunun insanın kendini sevmesiyle ne alakası var, kendini sevmek kötü bir şey mi, diyeceksiniz. Makul bir dozda olursa tabii ki değil.

Ancak, televizyonlardaki bu türden yapımlar hiçbir sınır tanımıyor. Hatta biraz dikkatle bakınca, birçok kişinin tevekkül ve kader itikadını zorlayıcı nitelikte olduğunu anlarsınız. Sürekli izleyenlerin dinî hislerinin dumura uğramaması mümkün değil. Kısasa kısas! Düşmanımızdan intikam almaya gücümüz yetmediğinde veya vicdanımız buna elvermediğinde, hemen bedduamızı tez zamanda Rabbimiz'e gönderip bekleyişe geçiyoruz. Bakalım hasmımızın başına ne felaketler gelecek! Lâkin bu felaketler kendi başımıza gelse, musibetlerle imtihan edildiğimizi düşünerek kendimizi ferah tutmaya çabalıyoruz!

Sırlı dizilerin, üzerine yangına körükle gittiği bu psikolojinin tabiri şudur: Bakın ben ne mübarek insanım ki, Allah benim hatırımı sayıp intikamımı aldı, bedduama icabet etti!

Hakiki bir müslümanın böyle bir zihniyeti olabilir mi? Hâşâ, biz istiyoruz, Allah yerine getiriyor der gibi...

İşte “kendini seven insan” budur!

Kaş yapayım derken göz çıkarmak diye bu tür izlentiliklere derler işte!

Sihirli dualar, hep çıkan rüyalar

Dua etmek güzel, dua istemek güzel. Biliyor musunuz, müminlerin kardeşliği en yalın haliyle birbirleri için dua ettiği anlarda hissediliyor. Hep bir ağızdan amin deniliyor ya, ne müthiş bir kenetlenme... Ben'in biz olduğu dualar ruh sağlığımıza da şifa şerbeti gibi gelmiyor mu? Umumi olarak hayrı diliyoruz, şerden Rabbimiz'e sığınıyoruz.

Fakat, samimi ve sahih kaynaklara dayalı olanları tenzih ederek söyleyelim, daha güzel dua etme arzusuyla dua kitaplarına yakayı bir kaptırdınız mı, işler deği ş iveriyor . Öyle terkiplerle, iddialı tariflerle karşılaşıyorsunuz ki, uyguladığınızda muratlarınız tez zamanda hasıl olacak! Hastaysanız iyileşecek, fakirlikten kurtulup zenginleşecek, kaybınız varsa bulunacak, velhasıl ne dilerseniz olacak!

Malesef bu tür kitaplara ve bir nevi bu işin ticaretini yapan zatlara gösterilen rağbet, günümüz müslüman toplumunu karakterize ediyor. İsteklerimizi o kadar istiyoruz ki, olması için ne yapağımızı şaşırıyoruz. Bilinçaltımızda diyoruz ki: “Ben bu istediğim şeylere layıkım , benim bunlara sahip olmam lazım, eksik bırakılmayı mahrumiyeti kabullenemem.”

İşte dua, işte formül! İnsanın psikolojisiyle oynuyorlar...

Rüyalarına hayran, gördüğü rüyalarla mertebesini takdir eden bir kitlemiz de var ki, Allah saklasın! “Ben ne rüyalar görüyorum beh ! Öyle az-uz her kişiye bu rüyalardan gösterilmez! Kimseye anlatmamam gerekir amma o zaman etrafımdakiler benim manevi potansiyelimi nasıl anlayabilirler ki? Oysa beni iyi tanımaları, gıpta edip övmeleri lazım!

Mutlaka lazım, kendimi seviyorum, aferin bana, işte görün beni !.. ”

Etrafınızda bu tiplerden bolca bulunmuyor mu? Son yıllarda dinî yayınlar fuarlarında en çok satan kitaplar sıralamasında, rüya tabirleri ile yemek tarifi kitapları ilk sırada yer alıyormış . En iyimser ifadeyle, rüyaları vasıtasıyla kendine hayran insan tipimizdir bu.

Asla abartmıyorum, öyle hissediyorum ki, nefsimiz bizimle oyun oynuyor. Tıpkı masallardaki gibi; kötü cadı bizi açıkça aldatamayacağını bildiği için suret değiştirip, nuranî ihtiyar kisvesine bürünüp, sunmak istediği zehri bize elma şekerinin içine katarak veriyor. Gönlümüzü değil, gözümüzü doyurmayı tercih edip aldanıyoruz

Egom, şişirilmiş benliğim, şu benim ıslaha muhtaç nefsim, binbir kılığa girebilen soytarı gibi hep kendi şovunu sergilemek istiyor. Ve ben kendi gayretimle ona mani olmak istesem bile, o beni benim silahımla avlamayı çok iyi biliyor! Kısaca her ortam ve zeminde “kendini ortaya koyacak” bir vesileyi akıl ediveriyor. Doyumsuz budala!

‘Nefise Hanım'ın maceraları

İnsanın kendi nefsini hesaba çekmesine davranış bilimlerinde “öz eleştiri yapmak” derler. Şöyle birkaç dakika gündelik telaşa ara verip, sadece kendi hallerinizi düşünün, iyi dü şünün.

Bir vakit, köye seyahat etmiştim. Otobüsün arka kısmındaydım. En arkada çoluk-çocuk garibanca bir aile, üç kişilik yere beş kişi sığmaya çalışarak (asla kınamıyorum, imkanları o kadardır) yolculuk ediyordu. Onların önünde oturan hanımefendi zat, ter kokusunu, sıcağı öne sürerek sürekli otobüsün üst havalandırma kapağını açık tutuyor ve içeride fırtınalar esiyordu. Bir-iki kere ricada bulundular, duymazlıktan geldi. Kapağı kapattılar, pöfleyerek kalkıp yine açtı. Gecenin bir vaktinde, arka koltuktakilerden birinin cereyanda kalmaktan dolayı boynu tutuldu. Uyurken terleyen masum çocuklar, rüzgârla üşüyüp öksürmeye ba ş ladılar . Çocukla yola çıkılır mı diye, bir de siteme maruz kaldılar.

Bir hacı ziyaretinde “nefise hanım” heyecanla şöyle anlatıyordu:

“Daha bizimkiler uyurken (mesaj 1: onlar uykucu tembeller.) ben erkenden Kâbe'ye gidip (mesaj 2: ben onlar gibi tembel değilim) tam 57 kez (?!) tavaf ettim... Ay, ay !.. Keşke siz de gidebilseniz! (Mesajlar: İbadetimin sayısını duyun, ben gidebildiğim için maddi ve manevi olarak sizden ayrıcalıklıyım.)

Nefs insanı öyle acı ve komik hallere düşürüyor ki, o sihirli terzi masalındaki çıplak kralın haline benziyoruz. Yani maneviyatla donandım-kuşandım derken, bir bakıyoruz ki hiç...

Halk ozanı ne güzel demiş: “El vurup yaremi incitme tabip, bilsen sıhhat bulmaz bende neler var!” Şükür ki bizim ehil bir tabibimiz var.

Bir de bize sunduğu reçeteye riayet edebilsek!


En son Merki tarafından Çarş. Nis. 07, 2010 4:04 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Moderatör
Moderatör
avatar
Teşekkürleri : 39
Yaş : 41
Kayıt tarihi : 16/09/09
Nerden : isvec
Mesaj Sayısı : 2453
Tecrübe Puanı : 14444

MesajKonu: Geri: Kendini Seven İnsan Ptsi Nis. 05, 2010 5:59 pm

Asla abartmıyorum, öyle hissediyorum ki, nefsimiz bizimle oyun oynuyor. Tıpkı masallardaki gibi; kötü cadı bizi açıkça aldatamayacağını bildiği için suret değiştirip, nuranî ihtiyar kisvesine bürünüp, sunmak istediği zehri bize elma şekerinin içine katarak veriyor. Gönlümüzü değil, gözümüzü doyurmayı tercih edip aldanıyoruz

Egom, şişirilmiş benliğim, şu benim ıslaha muhtaç nefsim, binbir kılığa girebilen soytarı gibi hep kendi şovunu sergilemek istiyor. Ve ben kendi gayretimle ona mani olmak istesem bile, o beni benim silahımla avlamayı çok iyi biliyor! Kısaca her ortam ve zeminde “kendini ortaya koyacak” bir vesileyi akıl ediveriyor. Doyumsuz budala!


muthis tespitlerle dolu harika bir yaziydi..

AYSE IZCI hanimefendinin yazilarini cok begeniyorum .. gunluk hayatin icindeki olaylari cok guzel gözlemleyip analiz ediyor.. masallah...

yazi icin Allah razı olsun

__________________


MENZIL SUFISI:
http://menzilsufisi.wordpress.com/
SUFISMEN:
http://sufismen.wordpress.com/
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

Kendini Seven İnsan

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Menzil Forum :: Semerkand & Radyo & TV :: Semerkand Dergisi-
SİSTEM BİLGİLERİÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by phpBB2 (subsilver)
Copyright ©2008 - 2011,
Content Relevant URLs by www.akmenzil.net
Kuruluş Tarihi : Paz 24 Ağus. 2008 - 18:30
akmenzil.net sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanızakmenzil@hotmail.com e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Yeni bir forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Yetkinblog