AnasayfaSSSAramaÜye ListesiGiriş yapKayıt Ol
Kütüphane bölümümüz güncellenmektedir.  "Kadın ve Erkek Eşitliği" konusu tamamlanmıştır.
Bağlantı sorunları nedeniyle Portal sayfası geçici olarak kaldırıldı....
"Program Arşivi" forumuna "Antivirüs Güvenlik" ve "Araçlar" kategorisi açılmıştır.
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Hakkını vermediğimiz iş yüzümüzü ağartmaz
Evlilikler de Bunalıma Girer
Ahirete İnancımız Ölçüsünde Huzurumuz Olur
Ebedi Hayata Doğmak
ABDEST
TALAK (BOŞANMA)
Gül Sultanım (Yeni Video Klip)
Beş Esas
Meleklere İman
Can Feda Edilecek Dost
Paz Şub. 23, 2014 7:32 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:27 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:18 pm
Paz Şub. 23, 2014 3:07 pm
Ptsi Şub. 17, 2014 3:17 am
Ptsi Şub. 17, 2014 3:09 am
Ptsi Ocak 20, 2014 3:15 am
Cuma Ekim 11, 2013 4:33 am
Çarş. Ekim 09, 2013 2:50 am
Paz Ekim 06, 2013 3:15 pm
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat

Paylaş|

Hakkını vermediğimiz iş yüzümüzü ağartmaz

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
YazarMesaj
Yönetici
Yönetici
avatar
Teşekkürleri : 25
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 22614

MesajKonu: Hakkını vermediğimiz iş yüzümüzü ağartmaz Paz Şub. 23, 2014 7:32 pm

Allah Teâlâ, bizim bir işimizi yaparken mükemmel yapmamızı ister

Hayatı ve insanı gerçek manasıyla okuyabilmiş büyüklerimize "Ne olayım, nasıl bir iş yapayım?" diye danışsak; karakterimizi, şartlarımızı iyice süzgeçten geçirdikten sonra "Ne yaparsan yap, yeter ki iyi yap" diyerek sözlerini bağlarlar. Zira bilirler ki, hangi statüye, işe, mesleğe sahip olunursa olunsun, işin hakkını vermek insanlığımızın ve kulluğumuzun ahvalini yansıtır. Bu hakikat hala geçerli olmasına rağmen, ne yazık ki artık iş ahlakı, kul hakkı gibi erdemleri kendimizce gerekçelerle arka plana ittik. Haliyle anlayışımız değişip, "Nasıl yaparsan yap, yeter ki yap" seviyesine düştü. Böylece hayırlı iş ve meşguliyetlerimizi nimetten saymayıp, kendimizi işe nimetten sayar olduk.

NE YAPTIĞIMIZDAN ÇOK, İŞİ NASIL YAPTIĞIMIZ ÖNEMLİ

Merhum Ziya Paşa çoğumuzun bildiği bir beytinde "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" derken, laftan ziyade yapılan işin, kişinin akıl seviyesini ortaya koyacağını beyan etmekte. Bu veciz söz, bir yönüyle yapılan işin doğruluğuna, faydasına işaret ettiği gibi, işin nasıl yapıldığına yani hakkının verilip verilmediğine de dikkatimizi çekmekte.

"Hakkını vermek" düşüncesi ve eylemi söz konusu olunca elbette ilk hatırımıza gelen Allah Teâlâ'ya karşı kulluk vazifemizi layıkıyla yerine getirebilmektir. Lakin farz ve vacip ibadetleri aksatmadığımız halde yaratılanlarla münasebetimiz hak üzere gitmiyorsa, hak eda etmenin inceliklerini adım adım öğrenip, nefsimize tatbik etmemiz gerekmez mi? Böylece bizi asıl maksadımıza taşıyacak hiçbir hayırlı niyetten, ahlaktan, küçük ve önemsiz gibi görülen davranışlardan geri durmayız.

Bu hususta Rasul-i Zişan Efendimiz'in (s.a.v) şereflendirdiği asra gidip ilk nasihatimizi ondan alalım. "Hicretin 10. yılında Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) küçük oğlu İbrahim vefat etmişti. Rasulullah aleyhisselam, oğlu İbrahim'in cenaze namazını Baki Kabristanı'nda kıldırdı. Kabir hazırlanmıştı. Cenaze kabre indirilirken, Peygamber Efendimiz (s.a.v) kabirde bir delik gördü. Elleriyle bir kerpiç alıp o boşluğa koydular ve açıklığı kapatıp düzelttiler. Allah Rasulü'nün (s.a.v) bu davranışı ashabın dikkatini çekmişti. Çünkü az sonra üzeri toprakla örtülecek olan kabrin içindeki bir eksikliğin ne mahzuru vardı ki, Peygamberimiz orayı düzeltme gereği duymuştu? Ashap: 'Ya Rasulallah! O delik mevtaya ne zarar verir, ne de fayda' deyince, Kâinatın Efendisi (s.a.v) şu dersi verdi: 'Evet o, ölüye fayda da vermez, zarar da. Ancak dirinin gözüne zarar verir, onu rahatsız eder. Allah, kul bir iş yapınca onu mükemmel yapmasını ister." (İbn Sa'd, Tabakat, 1, 142)

Yaşantımız içinde ayrıntı gibi duran benzer durumlar bir yana, önemli ve vazgeçilmez gördüğümüz nice işimize, meşguliyetimize karşı tutum ve davranışlarımız da bu nasihatten yeterince pay alamayabiliyor. Allah Teâlâ'nın diğer buyrukları gibi: "Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah'a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah'a şükredin" (Bakara, 172) buyruğunu baş tacı ettiğimizden beri, işimizin, kazancımızın ve lokmamızın helal olması için çabalarız. Ancak bu şekilde namazımızın, orucumuzun, haccımızın, verdiğimiz sadakanın, ettiğimiz duanın vs. dergah-ı ilahide kabule şayan olduğunu ümit edebiliriz. Her işin muhtevası ve kuralları farklı olmakla birlikte genellikle "Faiz yemiyorum, rüşvet alıp vermiyorum" diyerek gözettiğimizi sandığımız bu helal dairesini, mühim görmediğimiz başka davranışlarla ihlal ettiğimizi fark etmiyoruz. Mesela; mesai saatlerine ehl-i keyif bir tavırla riayet etmediğimizde, "günü kurtarayım" mantığıyla elimizden daha iyisi gelebileceği halde işimizi özensiz yaptığımızda, yapmamız beklenen işi başımızdan savdığımızda yahut bize verilen işi başkasına gördürdüğümüzde, izin hakkımızı türlü bahanelerle suistimal ettiğimizde meşru olan işimizi, mesleğimizi bile harama dönüştürürüz. Ve akabinde elde ettiğimiz gelir gibi lokmamız da haram olur. "Bu kadarla kalsa yine iyi" diyemeyeceğimiz böyle bir sonucun diğer yanında ise, kul hakkına girmek gibi bir vebal var ki, bu riski almanın haklı gerekçesi ne olabilir?

HEM GÖNÜLLÜ HEM YÜKÜMLÜYÜM

Herhangi bir işin hakkını vermek sadece maddi bir karşılığının, menfaatinin bulunmasından kaynaklanmıyor. Gönüllülük esasına dayanan her türlü hizmetimizin, uğraşımızın da bu ahlak ve sorumluluktan nasibini alması gerekir. Bilhassa hayır umarak katkıda bulunduğumuz dernek ve vakıf çalışmalarında daha titiz olmamız beklenir. Zira ekseriyetle maddi karşılık bulunmayan bu tür meşguliyetlerde "Mükâfatını Rabbimden bekliyorum, niyetim iyilik etmektir, kimsenin hakkını zayi etmeyeceğim..." demiş oluruz. Bunun aksine "Nasılsa cebime bir katkısı yok, rızkımı temin etmiyorum" düşüncesiyle hareket ettiğimizde ise gönüllü olmakla keyfi davranmayı karıştırmış oluruz.

Hizmet gönülsüz, zorla yapılmayacağı gibi keyfiyete de tabi değildir. Hemen her iş sahasında olduğu gibi kendine özgü düsturları vardır. Hizmetin evveli "Hak için halka hizmet" niyetidir. Bu doğrultuda diğer amel ve ibadetlerinin yanında halkın ihtiyacını giderme, yardımına koşma gayesini ve fedakarlığını önceleyen bir müminin, hizmeti bilerek eksik yapması, ihmal etmesi, yavaşlatması, vakıf malına zarar vermesi vs. mümkün olmasa gerek. Niyetimiz ile gidişatımız bu şekilde örtüştüğü müddetçe "hizmet eri" kimliğimizle bizden yana olan "özverilidir, hak-hukuk bilir, sorumluluk bilinci taşır, elinden gelenin en iyisini yapar" türü beklentileri de boşa çıkarmış olmayız. Dahası ettiğimiz hizmetten faydalananların memnuniyetiyle Allah Teâlâ'nın inayetini, sevdiğimiz zatın himmetini daha çabuk üzerimize çekip manen rızıklanmamız umulur.

__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.yetkin-forum.com

Hakkını vermediğimiz iş yüzümüzü ağartmaz

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Menzil Forum :: Semerkand & Radyo & TV :: Semerkand Aile-
SİSTEM BİLGİLERİÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by phpBB2 (subsilver)
Copyright ©2008 - 2011,
Content Relevant URLs by www.akmenzil.net
Kuruluş Tarihi : Paz 24 Ağus. 2008 - 18:30
akmenzil.net sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanızakmenzil@hotmail.com e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Bedava forum | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Bir blog yaratın