AnasayfaSSSAramaÜye ListesiGiriş yapKayıt Ol
Kütüphane bölümümüz güncellenmektedir.  "Kadın ve Erkek Eşitliği" konusu tamamlanmıştır.
Bağlantı sorunları nedeniyle Portal sayfası geçici olarak kaldırıldı....
"Program Arşivi" forumuna "Antivirüs Güvenlik" ve "Araçlar" kategorisi açılmıştır.
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Hakkını vermediğimiz iş yüzümüzü ağartmaz
Evlilikler de Bunalıma Girer
Ahirete İnancımız Ölçüsünde Huzurumuz Olur
Ebedi Hayata Doğmak
ABDEST
TALAK (BOŞANMA)
Gül Sultanım (Yeni Video Klip)
Beş Esas
Meleklere İman
Can Feda Edilecek Dost
Paz Şub. 23, 2014 7:32 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:27 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:18 pm
Paz Şub. 23, 2014 3:07 pm
Ptsi Şub. 17, 2014 3:17 am
Ptsi Şub. 17, 2014 3:09 am
Ptsi Ocak 20, 2014 3:15 am
Cuma Ekim 11, 2013 4:33 am
Çarş. Ekim 09, 2013 2:50 am
Paz Ekim 06, 2013 3:15 pm
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat

Paylaş|

SORULAR VE CEVAPLAR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
YazarMesaj
Yönetici
Yönetici
osmanserhat
Teşekkürleri : 25
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 22818

MesajKonu: SORULAR VE CEVAPLAR Salı Eyl. 13, 2011 2:51 am

Ehli sünnet alimleri yüzyıllarca dinimizi anlatmaya, doğruyu anlatmayı ifa etmişlerdir, ediyorlar. Bugün bu eserlerden evlerimizde, kütüphanelerimizde mevcut durumda. Bizlere düşen ilk önce itikadımızı sağlamlaştırmalı, sonrada amel noktasında gerekli bilgileri öğrenmeliyiz. Bunlara ilmihal diyoruz. İlmihali yani dini yaşamak için gerekli bilgiyi öğrenmek mükellef olan herkese farzdır. Bir nebze olsun bu konu başlığı altında öğrenmek adına "SORULAR VE CEVAPLAR" içeriğinde ilmihal bilgilerini sitemize ekliyoruz. Rabbimizin tevfik ve inayetiyle ...


SORU: Akaid nedir?

CEVAP: Akaid, sözlükte gönülden inanmak anlamındaki akide kelimesinin çoğuludur. Istılahta (İlmi manada (terim olarak)) ise, İslâm dininin temel inançlarından bahseden bir ilimdir.

SORU: Akaidin konusu nedir?

CEVAP: Akaidin konusu iman esaslarıdır. Yani akaid; Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmayı ele alır ve bunlara nasıl iman edileceğini Kur'an ve hadis ışığında açıklar.

SORU: Akaidin gayesi nedir?

CEVAP: Akaidin gayesi, Allah'ın varlığını, birliğini kalplere yerleştirmek ve insanları tevhid inancı etrafında birleştirmektir.

Böylece akaid, insanı inançsızlıktan ve hurafelerden kurtararak manevî yönden güçlü olmasını sağladığı gibi dünya ve ahirette mutlu olmasına da vesile olur.

SORU: Akaidin konumu nedir?

CEVAP: Akaidin diğer İslâmî ilimler arasında önemli bir yeri vardır. Zira akaid ve inanç olmaksızın amelin önemi olmadığı gibi diğer İslâmî ilimlerin de değeri yoktur.

Akaid, fıkıh ve tasavvuftan da önce gelir. Fıkıh ve tasavvuf birer dal kabul edilirse akaid de asıl, kök olarak kabul edilir.

Kısaca, akaid diğer İslâmî ilimlerin temeli sayılır. Temelsiz bina düşünülmediği gibi akaidsiz İslâmî ilimler de düşünülemez.

SORU: Akaid hangi metodu kullanır?

CEVAP: Akaid, yukarıda zikredilen gayesine ulaşmak için metod olarak Kur'anı Kerim ve hadisi şeriflere başvurur, bunlardan aldığı iman esaslarını akıl ve mantığa uygun bir şekilde işleyerek ortaya koyar.

Diğer bir ifadeyle akaid metod olarak nakli esas alır, fakat aklı da ihmal etmez. İman esaslarını açıklarken hem naklî, hem de aklî deliller kullanır.

Akaidin asıl konusu olan inanç esaslarını izaha geçmeden önce din, mezhepler, mükellefin fiilleri ve iman hakkında özlü bilgiler vermeye çalışalım.

__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.yetkin-forum.com
Yönetici
Yönetici
osmanserhat
Teşekkürleri : 25
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 22818

MesajKonu: Geri: SORULAR VE CEVAPLAR Salı Eyl. 13, 2011 2:51 am

DİN

SORU: Din nedir?

CEVAP: Din sözlükte, itaat, tutulan yol, hüküm ve ceza anlamlarına gelir. Istılahta ise, Allah Teâlâ tarafından vaz' olunmuş (Konulmuş) ilâhî bir kanundur.

Tarifinden de anlaşılacağı üzere dinin yegâne kurucusu Allah'tır. Allah'tan başka hiçbir kimsenin din kurmaya yetkisi olmadığı gibi, dinî hükümleri kaldırmaya veya değiştirmeye de yetkisi yoktur.

Peygamberler dahi din koyamazlar kendiliklerinden dine bir şey ilâve edemezler. Onlar sadece Allah'tan aldıkları dinî hükümleri insanlara tebliğ etmekle yükümlüdürler.

Din, insanlara hidayet yollarını, yaratılışlarındaki gaye ve hedefi gösterir; Allah'a nasıl ibadet edileceğini bildirir. Bu suretle din, insanların dünya hayatını düzenli bir şekilde geçirmelerini sağladığı gibi, ahiret hayatında da onların mutlu olmalarına vesile olur.

Din, insanın özünde bulunan fıtrî (Yaratılıştan gelen) bir duygudur. İlk insanlardan tutun da bugünkü teknolojik gelişmeleri gerçekleştiren insanlara varıncaya kadar, tarih boyunca hiçbir devirde din duygusunu taşımayan bir topluluğa rastlanmamıştır. Bu duygu çeşitli faktörlerin etkisiyle, zaman zaman körelmiş olsa da hiçbir zaman sönmemiştir.

SORU: Din insanlar için bir ihtiyaç mıdır?

CEVAP: Evet, din fert için de toplum için de zorunlu bir ihtiyaçtır. Çünkü insanın ruh ve beden olmak üzere iki yönü vardır. Bunlar nitelik itibariyle birbirinden ayrı ise de et ve kemik gibi birbirinden ayrı düşünülemeyen şeylerdir. Nasıl ki bedenin, yemek ve içmek gibi birtakım maddî ihtiyaçları varsa ruhun da kendine özgü manevî ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların başında da dine bağlanma ve Allah'a inanma gelir.

Maddî ihtiyaçları giderilmediği zaman kişi bedenen hastalandığı gibi manevî ihtiyaçları giderilmediği takdirde de ruhen hastalanır. Bedenen hasta olanların zararları çoğu zaman kendilerine, ruhen hasta olanların zararları hem kendilerine hem de toplumadır.

Kısaca, hangi yönden bakılırsa bakılsın din, insan için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Maddî yönden bütün ihtiyaçları karşılansa bile, manevî ve ruhî ihtiyaçları sağlanmayan bir insan, hayatta arzuladığı mutluluğu bulamaz.

SORU: Dinler kaça ayrılır?

CEVAP: Dinler hak ve batıl olmak üzere ikiye ayrılır:

1) Hak dinler:

Allah Teâlâ tarafından vaz' olunan ve peygamberler aracılığıyla insanlara bildirilen dinlerdir. Bunlara semavî veya ilâhî dinler de denir.

Hak dinler, Hz. Adem (a.s)'le başlayıp, Hz. Muhammed (s.a.v)'le son bulan tevhid inancını telkin etmişlerdir. Allah'a, meleklere ve ahiret gününe inanmak bütün hak dinlerin ortak özelliği olmuştur.

Bu dinlerden olan Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın inanç esasları ile mukaddes kitapları zamanla birçok değişikliğe uğramışlardır. Başlangıçta hak din oldukları halde aslı korunamamış olan bu dinlere, değişikliğe uğramaları nedeniyle "Muharref Dinler" denir.

Hak dinler kendi zamanları içinde geçerli olup, en son ve en mükemmel olan İslâm dini geldikten sonra onların geçerlilikleri ortadan kalkmıştır. İslâm dini hak dinler arasında aslını koruyan tek dindir ve aynı zamanda dinlerin sonuncusudur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de, bu dini tebliğ eden en son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmeyecektir.

2) Batıl dinler:

Allah Teâlâ tarafından gönderilmeyip, insanlar tarafından ortaya konan dinlerdir. Şamanizm, Mecûsilik, Brahmanizm ve Budizm gibi.

__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.yetkin-forum.com
Yönetici
Yönetici
osmanserhat
Teşekkürleri : 25
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 22818

MesajKonu: Geri: SORULAR VE CEVAPLAR Salı Eyl. 13, 2011 2:51 am

İSLÂM DİNİNİN ÖZELLİKLERİ

SORU: İslâm dininin özellikleri nelerdir?

1) İslâm son ilâhî dindir.

İslâm'dan sonra Allah yeni bir din göndermemiş ve kıyamete kadar da göndermeyecektir. İslâm, önceki dinleri tasdik etmekle beraber, zamanla bozulmaya uğradıkları için bu dinlerin hükümlerini ortadan kaldırmıştır.

2) İslâm dini evrenseldir.

Her çağın ihtiyacına cevap veren, hiçbir zaman diriliğini kaybetmeyen İslâm, belli bir ırk veya topluluğa değil, bütün insanlara hitap eder.

3) İslâm fıtrî bir dindir.

Bu yüzden onun yüce esasları insanın yaratılışına uygundur. Pozitif bilimlerin belirlediği ilkelerle de çelişmez. Çünkü pozitif bilimlerin ilkelerini de dinin esaslarını da koyan Allah'tır. Kaynak bir olunca bunların arasında çelişki de söz konusu olamaz.

4) İslâm kolaylık dinidir.

İslâm kolaylık dinidir, güçlük dini değildir. Allah, dini insanları sıkıntıya sokmak için değil, aksine onları hem dünyada hem ahirette mutlu kılmak için göndermiştir. Durum böyle olunca mutluluğa götürecek vasıta olan dinin, insanları mutsuz yapacak zorlukları bünyesinde taşıması düşünülemez.

5) İslâm sosyal adaleti sağlayan bir dindir.

İslâm dini, sosyal adaleti ve sosyal dayanışmayı emretmiş ve bunun sağlanması için de bazı tedbirler getirmiştir. Zengin ile fakirin birbirine yaklaşması için zekât ve sadaka vermeyi farz kılmış; bunun yanı sıra faiz, kumar, karaborsacılık gibi zahmetsiz ve emeksiz para kazancı ile savurganlık, eksik ölçme, başkalarını kandırma, adaletsizliğe yardımcı olmak gibi kötülükleri kesinlikle yasaklamıştır.

6) İslâm barış dinidir.

Zaten İslâm, barış içinde yaşamak demektir. Müslüman da, kendini Allah'a teslim eden ve
insanlarla barış içinde yaşayan kimse demektir.

7) İslâm güzel ahlâk dinidir.

Ahlâkın İslâm'da büyük önemi vardır. Peygamber Efendimiz "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim."(Muvvata, hüsnü'l-hulk ,8 ) diyerek İslâm'ın güzel ahlâk dini olduğuna işaret etmiştir. İslâm dini hakkı gözetmek, başkasına karşı iyi davranmak, yardım etmek, çalışıp başkasına el açmamak, yumuşak huylu, fakir ve yoksullara karşı şefkatli olmak, utanma duygusuna sahip olmak, çocuklara iyi davranmak, cömert olmak gibi pek çok ahlâkî ilkeler getirmiş, bu ilkelerle insanların mutlu olmasını sağlamıştır.

8 ) İslâm iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar.

İslâm toplum yapısını sağlam tutmak için iyiliği emir, kötülükten men kurumunu getirmiştir. Bu kurumun görevi, bir insanda veya bir toplumda görülen herhangi bir kötü hareketi ona hatırlatmak ve iyilik yolunu tavsiye etmektir. Sırf Hakkın rızası ve toplumun selâmeti için yerinde yapılan kırıcı ve hissî olmayan eleştiri, toplumun karakterini bozulmaktan korur.

9) İslâm temizliği emreder.

İslâm, maddî ve manevî temizliği emretmiş, ibadet yapmak için temiz olmayı şart koşmuştur. Kur'anı Kerim'de temizliğe dikkat edenler övülmüş ve Allah'ın sevgisine lâyık oldukları belirtilmiştir.(Bakara 222) Peygamber Efendimiz de "temizlik imanın yarısıdır.(El-Camiu's-Sahih, Müslim,1/203) buyurarak temizliğin dinimizde ne kadar büyük önem taşıdığını belirtmiştir.

10) İslâm ruhbanlığı yasaklamıştır.

Bu kurum, "İslâmda ruhbanlık yoktur.(Keşfu'l Hafa, 2/510) hadisi gereğince yasaklanmıştır. Dolayısıyla herkes işlediği günaha tövbe edebilir, Allah'tan bağışlanmasını da isteyebilir. Bu konuda Hıristiyanlıkta günah çıkartma işleminde olduğu gibi başkalarının aracılığına gerek yoktur. İslâm bilginlerinin vazifesi, yalnız dinî esasları açıklamaktan, vaaz ve nasihatle doğru yolu gösterip insanları aydınlatmaktan ibarettir.

11) İslâm dünya ve ahiret dengesini kurmuştur.

İslâm, Yahudilik gibi sadece beden zevklerine önem veren bir din olmadığı gibi, sadece ruhî geliştirmeyi hedef alan Hıristiyanlık gibi de olmayıp; kişinin madde ve manasına aynı mesafede yaklaşan ve dolayısıyla dünya ve ahiret dengesini kuran bir dindir.

12) İslâm hürriyet ve eşitlik dinidir.

İslâm'a göre her insan dünyaya hür olarak gelir; fikir ve düşünce hürriyetine sahiptir. Fakat hürriyetler de sınırsız değildir. Bir kişinin hürriyeti, başkasının hürriyetinin başladığı yere kadardır.

İslâm ırk, renk, dil ve servet farkı gözetmeksizin insana insan olarak değer vermiş, üstünlüğün ancak iman ve takvada olabileceğini belirtmiştir. Bu yüzden Arab'ın Arap olmayana, beyaz olanın da siyah olana takva dışında üstünlüğü yoktur.

__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.yetkin-forum.com
Yönetici
Yönetici
osmanserhat
Teşekkürleri : 25
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 22818

MesajKonu: Geri: SORULAR VE CEVAPLAR Salı Eyl. 13, 2011 2:51 am

DİNÎ HÜKÜMLER


SORU: Dinî hükümler kaça ayrılır?

CEVAP: Dinî hükümler itikadî, amelî ve ahlâkî olmak üzere üçe ayrılır:

Hükümler:

1)İtikadî hükümler:

İslâm inancını teşkil eden ve bütün semavî dinlerde de yer alan, Allah'a, meleklerine, kitaplarına peygamberlerine, ahiret gününe, kader ve kazaya inanmakla ilgili hükümlerdir.

2)Amelî hükümler:

Kişinin Allah'a karşı ilişkilerini düzenleyen ibadet ile diğer insanlara karşı ilişkilerini düzenleyen muamelatla ilgili hükümlerdir.

3) Ahlâkî hükümler:

Ahlâkın güzelleşmesi ve vicdanın terbiye edilmesiyle ilgili hüküm

__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.yetkin-forum.com
Yönetici
Yönetici
osmanserhat
Teşekkürleri : 25
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 22818

MesajKonu: Geri: SORULAR VE CEVAPLAR Salı Eyl. 13, 2011 2:52 am

İSLÂM DİNİNİN KAYNAKLARI

SORU: İslâm dinin kaynakları nelerdir?

CEVAP: İslâm dininin kaynakları, kitap, sünnet, icma ve kıyas olmak üzere dört tanedir. İslâm dininin dünyaya ve ahirete ilişkin bütün hükümleri şer'î deliller denen bu dört kaynaktan elde edilir.

KAYNAKLAR


1)Kitap :

Kitap, Allah Teâlâ tarafından Cebrail aracılığıyla Resûlü Hz. Muhammed (s.a.v)'e Arapça olarak indirilen ve mushaflarda yazılıp bize kadar tevatür yoluyla gelen Kur'anı Kerim'dir. Kur'an şer'î delillerin başı ve İslâm dininin ilk kaynağıdır.

2) Sünnet :

Sünnet, kavlî, fiilî ve takrirî olmak üzere üçe ayrılır:

Sünnetler:

a) Kavlî sünnet :

Peygamber (s.a.v) Efendimizin muhtelif vesilelerle söylediği sözlerdir. Bu sünnete hadis denir. Hz. Peygamberin sözleri dinî hükümleri açıklama mahiyetinde ise dinin kaynağıdır. Dinle ilişkisi olmayıp sadece dünya veya özel işlere ilişkin sözleri şer'î delil sayılmaz.

b) Fiilî sünnet :

Peygamber Efendimizin yapmış olduğu işlerdir. Namazın rekât ve rükünlerini eda etmesi, bir şahit ve davacının yeminini kabul edip hüküm vermesi gibi işler onun fiilî sünnetlerindendir. Peygamberimizin yalnız dine ilişkin fiilleri şer'î delildir. Yeme, içme ve giyimde takip ettiği yol gibi, dinle ilişkisi olmayan fiilleri ise şer'î delil sayılmaz.

Kur'an'ın açıklayıcısı durumunda olan sünnet, kitaptan sonra ikinci dinî kaynaktır.

c) Takrirî sünnet :

Peygamber (s.a.v) Efendimizin yanında söylenen bir söze veya yapılan bir işe karşı susmasına yahut yapıldığını duyduğu bir iş hakkında ses çıkarmamasına takrirî sünnet denir. Takrir, bir şeyi kabul etmek anlamına gelir. Peygamberimizin bir söz veya bir iş karşısında susması, o işin caiz veya mübah olduğunu gösterir.

3) İcma :

İcma, sözlükte bir konuda görüş birliği etme anlamına gelir. Istılahta ise Peygamberimizin vefatından sonra herhangi bir asırda müçtehitlerin şer'î bir meselenin hükmü üzerinde fikir birliği etmeleridir .

4) Kıyas :

Sözlükte bir şeyi başka bir şeyle karşılaştırmak demektir. Istılahta ise hakkında kitap, sünnet ve icmada hüküm bulunmayan bir meseleyi ortak benzerliğinden dolayı, hakkında hüküm bulunan bir mesele ile karşılaştırmak ve onun hükmünü buna da uygulamaktır.(İlmu Usuli'l-Fıkh,s.20)

__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.yetkin-forum.com
Yönetici
Yönetici
osmanserhat
Teşekkürleri : 25
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 22818

MesajKonu: Geri: SORULAR VE CEVAPLAR Salı Eyl. 13, 2011 3:20 am

MEZHEPLER

SORU: Mezhep neye denir?

CEVAP: Mezhep sözlükte, tutulan yol demektir. Istılahta ise, bir müçtehidin ortaya koyduğu görüşlerin tümüne denir.

SORU: Mezhepler nasıl meydana gelmiştir?

CEVAP: Mezhepler, hakkında kesin ve açık hüküm bulunmayan meselelerde müçtehidlerin değişik yorum yapmalarından meydana gelmiştir.

Hakkında kesin ve açık hüküm bulunmayan meselelerin ictihadla çözülebileceğine dair delil, şu hadisi şeriftir:

Peygamberimiz, sahabîlerden Mu'az bin Cebel (r.a)'i Yemen'e vali olarak gönderirken kendisine şöyle sormuştu : "Yemen'de ne ile hükmedeceksin?"

Mu'az : "Allah'ın kitabı Kur'an ile hükmedeceğim," dedi.

Peygamberimiz : "Aradığını Kur'an'da bulamazsan ne yapacaksın?" buyurdu.

Mu'az : "Resûllullah'ın sünnetiyle hükmedeceğim," dedi.

Peygamber Efendimiz : "Onda da bulamazsan ne yapacaksın?" buyurdu.

Mu'az : "Kendi görüşümle hükmedeceğim," diye cevap verdi.

Mu'az'ın bu cevabından peygamberimiz memnun oldu ve bundan ötürü Allah'a hamd etti.(Tirmizi, Ahkam, 3)

SORU: Belli bir mezhebe bağlanmak şart mıdır?

CEVAP: Hayır, belli bir mezhebe bağlanmak şart değil; fakat ayet ve hadisten hüküm çıkaramayan kimsenin bir mezhebe göre amel etmesi şarttır. Bununla beraber dört mezhepten birine bağlanmakta fayda vardır. Çünkü bir mezhebe bağlanmaksızın değişik mezheplere göre amel eden kimsenin hem o mezhepler hakkında gerekli bilgiye sahip olması hem de bu mezheplere göre amel etmesi için gerekli şartları bilmesi gerekir.

SORU: Mezhep değiştirmek caiz midir?

CEVAP: Yeterince dinî bilgisi olmayan bir kimsenin mezhep değiştirmesi uygun değildir. Fakat kişi ömür boyunca aynı mezhebe tabi olmaya da mecbur değildir. Örneğin, ihtiyaç hâlinde bir şafiînin tamamen Hanefî mezhebine geçmesinde bir mahzur olmadığı gibi hanefî olan bir kimsenin de Şafiî mezhebine veya hak olan diğer bir mezhebe geçmesinde de bir sakınca yoktur. Fakat bir ihtiyaç olmadan herkesin kendi mezhebinde kalması daha uygundur.

SORU: Başka bir mezhebe göre amel etmek caiz midir?

CEVAP: Bir mezhepten diğerine tamamen geçmek caiz olduğu gibi bazı konularda başka mezhebe göre amel etmek de caizdir. Ancak bunun iki şartı vardır. Birincisi hangi konuda amel ediliyorsa o mezhebe göre konunun şartlarını bilmiş olmak gerekir. İkincisi bir meselede iki veya daha fazla mezhebin görüşlerini birleştirmek olan telfikten sakınmış olmak. Aksi takdirde caiz olmaz. Örneğin, başının dörtte birini meshetmeyen bir şafiînin eli (nikah düşen) bir kadına değdikten sonra Hanefî mezhebini taklit etmesi caiz olmadığı gibi abdest alırken sıraya dikkat etmeyen bir hanefînin eli kanadıktan sonra Şafiî mezhebini taklit etmesi de caiz değildir. Çünkü her iki durumda da bu abdest Hanefî'ye göre de Şafiî'ye göre de sahih değildir.

SORU: Mezhepler kaça ayrılır?

CEVAP: Mezhepler amelî ve itikadî olmak üzere ikiye ayrılır.

AMELÎ MEZHEPLER

1) Hanefî Mezhebi :
Mezhebin imamı Ebu Hanife'dir. Asıl adı Numan, babasının adı Sabit'tir. Hicrî 80 tarihinde Kufe'de doğmuş ve 150 tarihinde Bağdat'ta vefat etmiştir. Sahabe dönemine yetiştiği için tabiîlerden sayılır. Kendisi Irak rey ekolünün önderidir. Hocası Hammad bin Ebi Süleyman'dır. İmam Şafiî "Fıkıhta bütün insanlar Ebu Hanife'nin öğrencileri sayılır" sözüyle onun fıkıhtaki yerini dile getirmiştir. İmamı Azam, Iraklılar arasında "hanife" denilen diviti (yazı hokkasını) sürekli kullandığı için kendisine hanifenin babası anlamında Ebu Hanife denmiştir, yoksa hanife adında İmamı Azam'ın bir kızı bulunduğu tarihçe sabit değildir. İmamı Azam, pek çok öğrenci yetiştirmiştir. Bunlardan Ebu Yusuf (ö.182 h.), İmam Muhammed (ö.189 h.), İmam Zufer (ö.158 h.) ve Hasan bin Ziyad (ö.184 h.) en meşhurlarıdır.

İlmine ve kişiliğine hayran kalan talebeleri ve toplum Ebu Hanife'yi kendilerine önder (imam) tanımış ve ona en büyük imam anlamında

"İmamı Azam" adını vermişlerdir.

Hanefî mezhebi'ni derleyip toplayan, yazarak kitaplara geçiren İmam Muhammed'dir. İmam Muhammed'in Hanefî mezhebine dair yazdığı meşhur altı kitabı şunlardır:

1 Mebsut, 2 Ziyadat, 3 Camiu'sSağîr, 4 Camiu'lKebîr, 5 Siyeru'sSağîr, 6 Siyeru'lKebîr.

Hanefî mezhebi önce Irak'ta, oradan da doğu ve batıya yayılmıştır. Abbasîler devrinde geniş ölçüde Hanefî mezhebi uygulanmıştır. Anadolu ve Balkanlardaki Türkler arasında Hanefî mezhebi hakim durumdadır.

2) Malikî Mezhebi :

Mezhep imamının adı Malik, babasının adı Enes'tir. Hicrî 93 tarihinde Medine'de doğmuş ve 179 tarihinde yine orada vefat etmiştir.

İmam Malik hadis ilminde çok güçlü idi. Fıkıh tertibine göre yazılmış elMuvatta adlı ünlü eseri ilk hadis kitabı sayılır.Medine'de yetiştiği için kendisine hicret yurdunun imamı da denmiştir.

İmam Malik Peygamber Efendimizi o kadar severdi ki, ona saygıdan dolayı Medine içinde hayvana binmemiş ve "Allah'ın Resulünün na'şının gömülü olduğu şehirde hayvana binemem" demiştir.

Yetiştirdiği talebelerden bazıları şunlardır: Abdurrahman bin elKasım (ö.132 h.), Yahya bin Yahya (ö.234 h.), Eşbeh bin Abdulaziz (ö.204 h.)

Malikî mezhebi önce Hicaz halkı tarafından benimsenmiş ve daha sonra hacca gelenler vasıtasıyla Kuzey Afrika'ya ve o devirde Endülüs denilen İspanya'ya yayılmıştır.

3) Şafiî Mezhebi :

Mezhep imamının adı Muhammed, babasının adı İdris'tir. Hicrî 150 tarihinde (halen Filistin toprağında bulunan) Gazze'de doğmuş ve 204 tarihinde Mısır'da vefat etmiştir.

Haşimî soyundan gelen ve büyük bir İslâm bilgini olan İmam Şafiî, Arap dilini, şiir ve tarihini çok iyi bilirdi. Yedi yaşında iken Kur'an'ı, on yaşında iken İmam Malik'in elMuvatta isimli hadis kitabını ezberlemiş, uzun bir müddet İmam Malik'ten ders almış ve yirmi yaşında iken fetva verme seviyesine yükselmiştir.

195 yılında Bağdat'a giden İmam Şafiî iki yıl kaldıktan sonra Mekke'ye döndü. 198 yılında tekrar Bağdat'a gitti ise de ancak iki ay kalabildi; oradan Mısır'a gitti. Bağdat'ta İmam Muhammed ve İmam Ahmed bin Hanbel ile görüştü.

En meşhur talebeleri şunlardır: Yahya bin Yahya elBüveytî (ö.231 h.), Hasan bin Muhammed ezZa'feranî (ö.260 h.), İbrahim bin Yahya elMüzenî (ö.264 h.)

Mezhebin başlıca eserleri arasında Şafiî'nin elÜmm'ü, Müzenî'nin Muhtasar'ı, Rafiî'nin Fethu'lAziz'i, Nevevî'nin Minhacu'tTalibîn'i bulunmaktadır.

Şafiî mezhebi, Mısır'da, Filistin'de, İran'daki sünnîler arasında, Filipin adalarında, Endonezya'da, Hindi Çin ve Avustralya'nın Müslümanları arasında, Yemen'de ve Anadolu'da yayılmıştır.

4) Hanbelî Mezhebı:


Mezhep imamının adı Ahmed, babasının adı Hanbel'dir. Hicrî 164 tarihinde Bağdat'ta doğmuş ve 241'de yine orada vefat etmiştir.

Bağdat'ta yetişen ve ilmi incelemelerde bulunmak üzere Mekke, Medine ve Şam gibi İslâm merkezlerini gezen Ahmed bin Hanbel uzun süre İmam Şafiî'den ders almıştır.

Abbasîler döneminde Kur'an'ın yaratılmış olduğu noktasındaki Mu'tezile görüşünü benimsemediği için hapis ve işkence edilmiştir. O da diğer büyük imamlar gibi dünya menfaatinden uzak, hak ve doğruluk uğrunda cesur ve sabırlı bir hayat yaşamıştır. Ahmed bin Hanbel'in kırk bin hadisi kapsayan Müsned'i meşhurdur.

Yetiştirdiği talebelerden bazıları şunlardır: Ebu Bekir elErsem (ö.273 h.), Ahmed bin Muhammed bin el Haccac (ö.274 h.), İbrahim bin İshak elHarbî (ö.285h.)

Hanbelî Mezhebi, Bağdat, Mısır, Suriye ve Hicaz'da yayılmıştır.(Tarihu'l-Mezahibi'l-İslamiyye, 2/129)

İTİKADÎ MEZHEPLER

1) Selefiyye :

İnanç konusunda sahabe ve tabiîlerin görüşlerini benimseyen fıkıh ve hadis alimleridir.

Bunlar, dinî nasları akli yorumlara tabi tutmadan olduğu gibi kabul ederler ve Allah'ın sıfatları ve benzeri konularda ayrıntılara girmezler.

Hanbelîler itikatta Selefîdirler.

2) Maturidiyye :

Mezhebin imamı, Ebu Mensur Muhammed Maturidî'dir. Hicrî 280 tarihinde Semerkand'ın "Maturid" köyünde doğmuştur. Doğduğu yere nisbetle Maturidî diye anılır. Bu münasebetle mezhebine de Maturidiyye adı verilmiştir. Hicrî 333 tarihinde Semerkand'da vefat etmiştir. Büyük bir Türk bilgini olan Maturidî, ehli sünnet itikadını hassasiyetle savunmuş ve batıl inançlara karşı büyük mücadele vermiştir.

Maturidî'nin başlıca eserleri şunlardır: 1 Kitabu't Tevhid, 2 Te'vilatu'lKur'an.

Hanefîler itikatta Maturidîdirler.

3) Eş'ariyye :

Mezhebin imamı, Ebu'lHasan Ali elEş'arî'dir. Hicrî 260 yılında Basra'da doğmuş, 324 yılında Bağdat'ta vefat etmiştir. Soyu cihetiyle ashabı kiramdan Ebu Musa elEş'arî (r.a)'ye dayandığı için Eş'arî adını almıştır.

Eş'arî ömrünün tamamını bid'atçılara karşı ehli sünnet mezhebini müdafaa ile geçirmiştir.

Eş'arî'nin başlıca eserleri şunlardır: 1 Makalatu'lİslâmiyyîn, 2 elİbane an Usuli'dDiyane, 3 erRisale fî İstihsani'lHavz. 4elLuma.

Malikî ve Şafiîler itikatta Eş'arîdirler.(Hukukı İslamiyye Kamusu. 1/393; İslam dini , s.49)

EŞ'ARİYYE İLE MATURİDİYYE'NİN İHTİLÂFLARI

SORU: Eş'ariyye mezhebi ile Maturidiyye mezhebi arasında hangi meselelerde ihtilâf yapılmıştır?

CEVAP: Ehli sünnetin iki ana kolunu teşkil eden bu iki mezhep arasında temel meselelerde değil, teferruatla ilgili bazı meselelerde cüz'î ihtilâflar yapılmıştır. Bunların en önemlileri şunlardır:

1) Eş'arîlere göre mü'minin imanı artar ve eksilir. Maturidîlere göre ise iman ne artar ne de eksilir.

2) Eş'arîlere göre mürted (dinden dönen) yeniden iman ederse eski amelleri geri gelir. Maturidîlere göre ise geri gelmez.

3) Eş'arîlere göre yeis (ümitsizlik) halinde yapılan tevbe makbul değildir. Maturidîlere göre ise makbuldur.

4) Eş'arîlere göre Müslüman olmayanlar iman etmekle mükellef oldukları gibi ibadet etmekle de mükelleftirler. Bundan dolayı da ayrıca ceza göreceklerdir. Maturidîlere göre ise Müslüman olmayanlar ibadetle mükellef değildirler.

5) Eş'arîlere göre tekvin hakikî değil, itibarî bir sıfattır. Maturidîlere göre ise tekvin irade ve kudret gibi hakikî ve ezelî bir sıfattır.

6) Eş'arîlere göre Kur'an'ın bir kısmı bir kısmından (örneğin, iman ile ilgili ayetler amelle ilgili ayetlerden) üstündür. Maturidîlere göre ise Kur'an'ın hepsi aynıdır.

7) Eş'arîlere göre cüz'î irade Allah tarafından yaratılmıştır. Maturidîlere göre ise cüz'î irade yaratılmayıp insanın ortaya koyduğu bir şeydir.

8) Eş'arîlere göre nübüvvet (peygamberlik) için erkek olmak şart değildir. Kadın da nebi olabilir. Buna göre Meryem, Asiye, Sare, Hacer, Hz. Musa'nın annesi de birer nebidir. Maturidîlere göre ise erkek olmak nübüvvet için şarttır. Kadının peygamber olması söz konusu değildir.

9) Eş'arîlere göre Allah'ın insanı, gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutması caizdir. Maturidîlere göre ise caiz değildir.

10) Eş'arîlere göre iyi ve kötü ancak dinin bildirmesiyle bilinebilir. Maturidîlere göre ise akılla da bilinebilir.

11) Eş'arîlere göre Allah'ı bilmek (marifetullah) şer'an vaciptir. Maturidîlere göre ise aklen de vaciptir.

12) Eş'arîlere göre Allah'ın fiillerinde sebep ve hikmet aranmaz. Maturidîlere göre ise aranabilir.

13) Eş'arîlere göre Allah ceza vermekten cayabilir. Maturidîlere göre ise caymaz.

14) Eş'arîlere göre küfür ve şirkin af edilmesi aklen caizdir. Maturidîlere göre ise şer'an caiz olmadığı gibi aklen de caiz değildir.

15) Eş'arîlere göre "İnşallah mü'minim" denilebilir. Maturidîlere göre ise denilemez.

16) Eş'arîlere göre içtihat konusu olan meselelerde Allah indinde hak ve doğru birden fazla olabilir. Maturidîlere göre ise birden fazla olamaz.(Nazmu'l-Feraid, s.18-52)



DİĞER FIRKALAR


SORU: Ehli Sünnet dışındaki fırkalar hangileridir.

CEVAP: Ehli Sünnetin dışındaki fırkaların başlıcaları şunlardır:

FIRKLAR


1) Şia :

Şia, sözlükte taraftar demektir. Istılahta ise, Peygamber Efendimizin vefatından sonra halifeliğin Hz. Ali ve onun soyundan gelenlere ait olduğunu iddia eden kimselere denir.

Şia, temelde şu üç fırkaya ayrılır:


a) Galiye :

Hz. Ali'nin tanrı olduğu veya tanrının ona hulul ettiği görüşünü benimseyenlerdir. Bu görüş Müslümanları parçalamak ve zayıf düşürmek için bir yahudi dönmesi olan Abdullah bin Seb'e tarafıdan ortaya konmuştur. Bir çıkar elde etmek için Hz. Osman zamanında Müslüman olan bu şahıs, emeline kavuşamayınca Müslümanlar arasına nifak sokmaya çalışmıştır.

b) Zeydiye :

Zeynelabidin'in oğlu Zeyd (ö.122)'e mensup olanlara denir. Bunlar, Hz. Ali'nin halifeliğe daha lâyık olduğuna, bununla beraber üst varken altın da halife olabileceğine inandıkları için Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın hilâfetini reddetmezler. Ehli Sünnete en yakın olan şia fırkası budur. Halen Yemen'de Zeydiye mezhebi hakimdir.

c) İmamiye :

Hz.Ali'nin imametinin (halifeliğinin) nas ile sabit olduğunu iddia eden, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın hilâfetini reddeden, Eshabı Kiramın çoğunu tekfir eden ve Ehli Beyt yolu ile rivayet olunmayan hiç bir hadisi dikkate almayan kimselerdir. Bunlar, imameti imanın şartlarından biri olarak gördükleri için İmamiye, görüşlerini Cafer esSadık'a dayandırdıkları için Caferiye, imamları on iki de dondurdukları için de İsna Aşeriye (on ikiciler) olarak anılırlar.

İmamiye'ye göre imamet Hz. Ali ile başlar, oğlu Hasan'dan sonra Hüseyin'e intikal eder; ondan sonra da babadan oğula geçer ve on iki imam tamamlanır.


On iki imamın isimleri şöyledir:

1)Ali b. Ebi Tâlib (r.a) 7)Mûsâ elKâzım (r.a)

2)Hasan b. Ali (r.a) 8)Ali erRızâ (r.a)

3)Hüseyin b. Ali (r.a) 9)Muhammed elCevâd (r.a)

4)Ali Zeynelâbidîn (r.a) 10)Ali elHâdî (r.a)

5)Muhammed elBâkır (r.a) 11)Hasan elAskerî (r.a.)

6)Cafer esSâdık (r.a) 12)Muhammed elMehdi (r.a)

Ehli Sünnetten ayrıldıkları hususların başlıcaları şunlardır:

a) İmamet dinin usulündendir.

b) İmamlar masumdur.

2) Hariciler:

Sıffın savaşı sonunda Hz. Ali'nin hakeme baş vurması nedeniyle ona huruc (ayaklanma)eden kimselere denir.

Ehli Sünnetten ayrıldıkları hususlar şunlardır:

a) Büyük günah işleyen kâfir olur.

b) Allah yalnız hayrı diler, şerri dilemez.

c) İmamın Kureyş'ten olması şart değildir.

d) Hakem olayını kabul edenlerin hepsi kâfir olmuştur.

3) Mu'tezile :

Mu'tezile, büyük günah işleyenin mü'min olup olmaması meselesinden dolayı hocası HasanelBasrî (ö.110 h.)'nin meclisinden ayrılan Vasıl bin Ata (ö.131 h.) ile ona uyanların oluşturdukları fırkaya denir. Mu'tezile adının da ayrılanlar anlamında bu olayla ilgili olarak verildiği nakledilir.

Ehli Sünnetten ayrıldıkları hususların başlıcaları şunlardır:

a) Büyük günah işleyen kimse ne mü'mindir ne de kâfirdir; ikisinin arasındadır.

b) İnsan kendi fiilinin hem yaratıcısıdır hem de failidir.

c) Allah'ın sıfatları zatının aynıdır.

d) Allah Teâlâ ahirette görülmeyecektir.

e) Kur'an mahluktur.

f) Haram olarak yenilen şeyler rızık sayılmaz.

g) Öldürülen kimse, eceliyle değil, katilin fiilî sebebiyle ölmüştür.

4) Cebriye :

Cebir, sözlükte zorlama anlamına gelir. Bu görüşe göre insanın hiçbir iş yapma irade ve kudreti yoktur. İnsan ilâhî iradenin önünde rüzgârda uçuşan kuru bir yaprak gibidir. Allah daha insanları yaratmadan önce hayatları boyunca yapacakları her şeyi en ince teferruatına kadar tespit etmiştir. İnsan istesin veya istemesin bu tespit edilenlerin hepsi başına gelecektir.

Görüldüğü gibi Cebriye'nin bu görüşü insanı bir robot konumuna getirmektedir. Şayet insanın hiçbir iradesi, iş yapabilme gücü yoksa onun sorumluluğu nasıl izah edilebilir?

5) Mürcie :

Mürcie, irca kelimesinden gelmektedir. İrca, sözlükte sonraya bırakmak veya ümit vermek anlamına gelir. Istılahta ise, büyük günah işleyen mü'minin azap olunmayacağını ummak veya ona ait bir hüküm vermeyip bunu ahirete tehir etmektir. Bunlara göre büyük günah işleyen bir kimsenin cennete veya cehenneme gideceği bu dünyada bilinmez. O halde hükmü ahirete bırakmak gerekmektedir. Mürcie, hariciler ile mu'tezileye bir tepki olarak ortaya çıkan bir fırkadır.

6) Müşebbihe :

Müşebbihe, teşbih (benzetme) kelimesinden türetilmiş olup, benzetenler anlamına gelir. Bu fırka Allah'ı insanlara benzetmesinden dolayı bu adı almıştır.

Kur'an'da Allah'ın elinden, yüzünden bahseden bazı müteşabih ayetler vardır. Müşebbihe, bu ayetlerin zahiri manalarından hareket ederek insanda olduğu gibi Allah'a el ve yüz isnad etmişlerdir.

Oysa Kur'an'da bulunan bu tür müteşabih ayetler Kur'an'ın kendi bütünlüğü içinde ele alınmalı ve açıklanmalıdır. Kur'anı Kerim, Allah (c.c)'ın hiçbir şeye benzemediğini bize bildirmektedir.


__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.yetkin-forum.com
Yönetici
Yönetici
osmanserhat
Teşekkürleri : 25
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 22818

MesajKonu: Geri: SORULAR VE CEVAPLAR Salı Eyl. 13, 2011 3:23 am

KAYNAKLAR

elAkaidu'lİslâmiyye, Seyyid Sabık, Daru'lFikr, Beyrut, 3. baskı, 1403 h.

el Akidetu'lİslâmiyye, Abdurrahman b. Hasan elMeydanî, Daru'lKalem, Dimişk, 1514 h.

elCamiu'sSahîh, ebu'lHüseyn Müslim b. Haccac elKuşeyrî, elMektebutu'lİslâmiyye, İstanbul.

Haşiyetu'lCemel alâ Tefsîri'lCelâleyn, Şeyh Süleyman elCemel, elMektebetu'lİslâmiyye, Beyrut.

Haşiyetu'sSavî alâ Tefsîri'lCelâleyn, Şeyh Ahmed esSavî, Eser Neşriyat, İstanbul.

elHukmu'tTeklifıyyü, Muhammed Ebu'lFeth elBeyanunî, Daru'lKalem, Dimişk, 1390 h.

Hukukı İslâmiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu, Ömer Nasuhi Bilmen, Bilmen Yayınları, İstanbul, 1987 m.

İthafu'lMurîd Şerhu Cevhereti't Tevhîd, Abdusselâm b. ibrahim elLukanî, Dersaadet.

İslâm Dini, Ahmed Hamdi Akseki, Başbakanlık Basımevi, Ankara, 1980 m.

İlmu Usuli'lFıkh, Abdulvahhab Hallaf, Daru'lKalem, Kahire, 15. baskı,1361 h.

Keşfu'lHafa, İsmail b. Muhammed elÂclunî, 4. baskı, Beyrut, 1405 h.

Kur'anı Kerim Türkçe meali âlisi ve Tefsiri, Ömer Nasuhi Bilmen, Bilmen Yayınları, İstanul, 1985.

Kaynak Kitap, komisyon, Yaylacık Matbaası, İstanbul, 1991 m.

elMuvatta, İmam Malik, (Tenvîru'lHavalık şerhi ile birlikte) Daru'lfikr.

elMusamere Şerhu'lMusayere, İbnu'lHümam Kemaluddîn Muhammed b. Abdulvahid, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1400 h.

Mıratu'lİslâm, Muhammed Atıf İskiliplî, Matbaatu Şems, Dersaadet, 1332 h.

Nezmu'lFeraid, Çakır Ahmed zade Ahmed Efendi, Matbaatu amire, 1288 h.

enNübüvvetü ve'lEnbiya, M. Ali esSabunî, Daru'lFikr, Beyerut, 1. baskı, 1405 h.

Ruhu'lMaanî, Şihabuddîn Mahmut elAlusî, Daru Ihyaı'tTürasi'lArabî, Beyrut.

Sahîhi Buharî Muhteseri ve Tecrîdi Sarîh Tercemesi, Kâmil Miras, Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları, 6. baskı, Ankara, 1982 m.

esSevaıku'lMuhrike, Ahmet b. Hacer elHeytemî, Ofset Baskı, İstanbul, 1984 m.

esSünen, Ebu İsa Muhammed b. İsa etTirmizî, elMektebetu'lİslâmiyye, İstanbul.

Şerhu'lAkaid, Sa'duddîn Taftazanî (Ramazan Efendi Haşiyesiyle birlikte), Basın ofset,
İstanbul, 1965 m.

Şerhu'lMevakıf, Seyyid Şerif Curcanî.

Şerhu Fıkhi'lEkber, elMolla Ali elKarî, Daru'lKutubi'lİlmiyye, Beyrut, 1. baskı, 1404 h.

Şerhu'sSavî alâ Cevhereti'tTevhîd, Ahmet b. Muhammed esSavî, Dimişk, 1980 h.

Tarihu'lMezahibi'lİslâmiyye, Muhammed Ebu Zehra, Daru'lFikr elArabî.

Tuhfetu'lMurîd Şerhu Cevhereti'tTevhîd, Şeyh İbrahim b. Muhammed elBeycurî,
Darü'lKutubi'lİlmiyye, 1. baskı, Beyrut, 1403 h.

__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.yetkin-forum.com
Yönetici
Yönetici
osmanserhat
Teşekkürleri : 25
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 22818

MesajKonu: Geri: SORULAR VE CEVAPLAR Paz Eyl. 18, 2011 3:30 am

Namaz
Önsöz

ﺑِﺴْﻢِ اﻟﻠّٰﻪِ اﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ اﻟﺮَّﺣٖﻴﻢِ

Arapça'da "salat" kelimesinin karşılığı olan namaz, sözlükte dua anlamındadır. Istılahatda ise iftitah tekbiri ile başlayan ve selam ile sonra eren bir takım özel söz ve fiillerden ibaret olan bir ibadettir.

Namaz, hicretten bir buçuk yıl önce Mirac gecesinde farz kılınmıştır. Farziyeti Kitap, Sünnet ve İcma ile sabittir.

Namaz, Allah'ın emrettiği en önemli bir ibadettir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu gerçeği "Namaz dinin direğidir" buyurarak dile getirmiş, namaz kılmayan bir kimsenin din yönünden eksik olacağını belirtmiştir.

Namaz, aslında Allah için kılınmakla birlikte birçok maddi ve manevi faydalar taşır. Namazın bu faydalarını şu şekilde özetlemek mümkündür.

Namaz, Allah ile kul arasında kurulan bir bağdır. Şartlarına uygun olarak günde beş vakit kılınan namazın, kişinin günahlardan el çekmesine ve günahlarının affedileceğine vesile olacağı ayet ve hadislerle sabittir.

Namaz, ruh ve iradeyi güçlendirerek kulu Allah’a yaklaştırır. Kişiyi sabır ve şükre alıştırır. Her gün belli aralıklarla namaza duran kişi, dünyanın hırs, kötülük ve gösterişinden korunmuş olur. Böylece namaz insanı ruhen hafifletir ve zor durumlar karşısında onun metanetini artırır.

Ayrıca cemaatle kılınan namaz, ırk, dil ve renk ayrımı gözetmeksizin zengin ile fakirin, komutan ile eri, işveren ile işçiyi, amir ile memuru aynı safta omuz omuza getirerek birinin diğerine şefkatle, diğerinin öbürüne saygıyla yaklaşmasını sağlar. Böylece toplum birbiriyle kenetlenmiş olur.

Kısaca, namaz maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi sayısız faydalar taşıyan önemli bir ibadettir.

Daha önceki çalışmalarımızda olduğu gibi bu risalede de konuları Hanefi fıkhını esas alarak anlatmaya çalıştık. Ancak önemli görüş ayrılıklarının bulunduğu yerlerde Şafii Mezhebinin görüşlerini de dip notlara aldık.

Hazırladığım bu risalenin birçok Müslümanın namaz konusunda daha sağlıklı bilgi sahibi olmasına ve bu bilgilerle amel etmesine vesile olmasını dilerim.

Hasip Asutay


__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.yetkin-forum.com
Yönetici
Yönetici
osmanserhat
Teşekkürleri : 25
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 22818

MesajKonu: Geri: SORULAR VE CEVAPLAR Paz Eyl. 18, 2011 3:41 am

TEMİZLİK - TEMİZLİĞİN ÖNEMİ


SORU: Dinimiz temizliğe ne derece önem vermiştir?

CEVAP: Dinimiz temizliğe çok önem vermiş, yüce Allah'ın manevi huzuruna çıkmak için maddi ve manevi temizliği emretmiştir.

Kur'an-ı Kerim'de temizliğe dikkat edenler övülmüş ve Allah'ın sevgisine layık oldukları belirtilmiştir. Bu konuda yüce Allah mealen şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz ki Allah, çok tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever" (Bakara, 222,) el-Camiu's-Sahih, Müslim, 1/203)Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de "Allah temizdir, temizliği sever." (es-sünen, Tirmizi, 8/33) buyurarak temizliğin dinimizde ne derece büyük önem taşıdığını belirtmiştir.

Çevremizi temiz tutmak da dini görevlerimiz arasındadır.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz "Çevrenizi temizleyin"(Aynı yer) çevrenin temiz tutulmasını emretmiştir.

Müslüman dış temizliği gibi, iç temizliğine de özen göstermelidir. Organlarını maddi kirden temizlerken aynı zamanda günahlardan da temiz tutmalıdır. Bu yüzden İslam bilginleri temizliği dört dereceye ayırarak şu şekilde tasnif etmişlerdir.

a) Dışın her türlü pisliklerden temizlenmesi

b) Organların günahlardan temizlenmesi

c) Kalbin kötü huylardan temizlenmesi

d) Gönlün Allah'tan gayrı her şeyden temizlenmesi (İhyau Ulumu'd-Din, 1/125.)

Kısaca, temizlik kişinin dışını her türlü kirden, içini de her türlü kötü duygu ve düşünceden arındırmak demektir. (aynı yer)


TEMİZLİĞİN ÇEŞİTLERİ


SORU: Temizlik kaç çeşittir?

CEVAP: Temizlik iki çeşittir:

1) Hadesten temizlik:

Hades, abdestsizlik ve güsul gerektiren manevi kirlilik halidir. Kişi abdestsizken veya güsullu gerektirecek bir durumda iken bazı ibadetleri yapamaz. Örneğin, namaz kılamaz; cünüp ve hayizli iken Kur'an okuyamaz. İnsan bazı ibadetleri yapabilmesi için bu hallerden temizlenmesi gerekir.

Abdestli olmayan abdest almakla, cünüp olan, adet ve loğusa hali sona ermiş olan kadın da gusül etmekle hadesten temizlenmiş olur.

Abdest almak veya gusül etmek mümkün olmadığı hallerde bunların yerine teyemmüm edilir. (Tahtavi. S.167.)

2) Necasetten temizlik:

Necaset, dinen temiz olmayan pis şeylere denir. Namazın sahih olabilmesi için beden, elbise ve namaz kılınacak yerin temiz olması şarttır.

Namazın sahih olmasına mani olup olmaması bakımınıdan necaset ikiye ayrılır:

A) Ağır necaset:

Ağır necaset sayılan maddelerin başlıcaları şunlardır:

a) İnsana ait sidik, dışkı, vücudun herhangi bir yerinden akan kan, irin, sarı su, ağız dolusu kusuntu, meni, vedi, mezi, kadınlardan adet, lohusalık ve istihaze hallerinde gelen akıntılar.

b) Eti yenmeyen hayvanların sidik, dışkı ve salyaları.

c) Eti yenen hayvanlardan tavuk, kaz ve ördeklerin pislikleri.

d) Karada yaşayıp usulüne göre kesilmeden ölen hayvanların leşleri ve bunların tabaklanmamış derileri

e) Şarap ve ağırlıklı olan görüşe göre bütün alkollü olan içkiler. (Redu'l-Muhtar, 1/320. şafiilere göre sarhoşluk veren bütün içkiler pistir.)

Bu bölüme giren pisliklerden katı durumda olanlar bir dirhem (2.8 gr.) den fazla, sıvı durumda olanlar el ayasından (parmak ucuna kadar olan avuç içi genişliğinden) fazla ise, namaz manidir.

Bu miktarda olan necaset bulunduğu halde kılınan namaz sahih ise de temizleme imkanı var iken o şekilde bırakmak tahrimen mekruhtur. Bu miktardan az olan necaset ise namaza mani değilse de temizlemeden bırakmak tenzihen mekruhtur.

B) Hafif necaset:

Hafif necasetin başlıcaları şunlardır:

a) Atın ve eti yenen evcil ve yabani hayvan sidikleri.

Bu hayvanların pislikleriyle katır ve merkeplerin pislikleri İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed'e göre hafif, İmam-ı Azam'a göre ise, ağır necasettir. Fetva İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed'in görüşüne göredir. (Şafiilere göre necaset (pislik) üç çeşittir: 1) Necaset-i Hafife (Hafif pislik) : Bu, iki yaşını bitirmeyen ve anasının sütünden başka bir gıda almayan erkek çocuğun idrarıdır. Bu pislik üzerine su serpmekle temizlenir.

2) Necaset-i Galiza (ağır pislik) : Köpek, domuz ve onlardan doğan hayvanlardır. Bu necaset ile pislenen bir şey bir defa toprak karışımı olmak yedi defa yıkanmakla temizlenir.

3) Necaset-i Mutavassıta (orta pislik) : Necaset-i hafife ile necaset-i galiza arasında kalan pisliklerdir. İnsan pisliği, kan, irin, alkollü maddeler, eti yenmeyen hayvanların sütü, balık ve çekirge dışında tüm murdar hayvanlar bu çeşit pisliğe girerler. Bu pisliklerin bulaştıkları yerler, pislikler giderilinceye kadar yıkanarak temizlenirler. Bu yerlerin üç defa yıkanması efdaldır.)

b) Etleri yenmeyen atmaca, çaylak ve kartal gibi kuşların pislikleri.

c) Her hayvanın öd kesesi ile işkembesi bu hayvanın pisliği hükmündedir.

Bu bölüme giren pisliklerden beden, elbise veya namaz kılınacak yere bulaşan miktar bedenin veya elbisenin (diğer bir görüşe göre de bir uzvun veya bir uzvu örten elbisenin) dörtte biri kadar ise namaz sahih olmaz. (Şafiilere göre pislik az da olsa namaza manidir.) Bu miktara yakın necaset bulunduğu halde kılınan namaz sahih ise de temizlenme imkanı var iken o şekilde bırakmak tahrimen mekruhtur. Daha az ise temizlenmeden bırakmak tenzihen mekruhtur. (Reddu'l-Muhtar, s. 1/321; Durer, 1/46)



SULARIN KISIMLARI

SORU: Sular kaça ayrılır?

CEVAP: Sular mutlak ve mukayyed olmak üzere ikiye ayrılır.

1) Mutlak sular:

Yaratıldıkları vasıf (özellik) üzere duran sulardır. Yağmur, dolu, kar, pınar, kuyu, nehir (ırmak), göl ve deniz suları gibi.

Mutlak sular beş kısma ayrılır.

a) Temiz ve temizleyici olup kullanılması mekruh olmayan sular: bunlar rengi, kokusu ve tadı bozulmayan, içine kirletici bir şey karışmayan ve herhangi bir şeyde kullanılmayan sulardır. Böyle sularla her türlü temizlik yapılır, abdest alınır ve gusül edilir. Bu sular hem içilir hem de yemeklerde kullanılır.

b) Temiz ve temizleyici olup kullanılması mekruh olan sular: Kedi, fare, tavuk gibi hayvanlarla yırtıcı kuşların artığı olan sulardır. Başka bir su var iken böyle bir suyla abdest almak, gusül yapmak mekruh olduğu gibi, böyle bir suyu içmek, yemek ve temizlikte kullanmak da mekruhtur.

c) Temiz oldukları halde temizleyici olmayan sular: bunlar abdest ve gusülde kullanılan sulardır. Bu sularla abdest alınmaz, gusül yapılmaz. Fakat bu sularla temizlik yapılabilir.

d) Temiz olmayan sular: bunlar içine pislik karışan durgun ve az olan ya da akıcı ve çok olduğu halde içine düşen pislikten dolayı rengi veya tadı ya da kokusu değişen sulardır.

Suyun azlığı veya çokluğu burada yüz ölçümü ve derinliği ile belli olur. Yüz ölçümü 68 metre kare olan ve avuçla su alınırken el dibe dokunmuyor ise çok, 68 metre kareden az veya su avuçlanırken el dibe dokunuyorsa azdır. (Şafiilere göre su, iki kulle ise çok, değilse az sayılır. İki kulle eni, boyu ve derinliği 60'ar santimetre olan havuzdur.)

e) Şüpheli sular: Bunlar temizleyici olup olmadıkları şüpheli olan sulardır. Merkep ile katırın artığı olan sular böyledir. (Şafiilere göre merkep ile katırın artığı temiz veya temizleyicidir.) Bu gibi sularla her türlü temizlik yapılabilir. Ancak başka temiz bir su var iken böyle bir suyla abdest alınmaz ve gusül yapılmaz. Başka su bulunmadığı takdirde bu su ile abdest alınır, gusül yapılır. Pis olma ihtimali de göz önüne alınarak bir de ihtiyaten teyemmüm edilir.

2) Mukayyed sular:

Bunlar mutlak suların dışında kalan sulardır. Mukayyed sular ikiye ayrılır.

a) Aslında mukayyed olan sular: Kavun, karpuz, gül ve meyve suları gibi.

b) Aslında mukayyed olmayan sular: Bunlar mutlak su oldukları halde içine başka şeylerin karışmasıyla incelik ve akıcılığını kaybederek bozulan sulardır.

Mukayyed sularla abdest alınmaz, gusül yapılmaz. Çünkü böyle temizlikler için dinimiz tabii suları kullanmayı emretmiştir. Fakat mukayyed olan suların bazıları içilebilir, yemeklerde ve pisliğin giderilmesinde kullanılabilir. Gül, çiçek ve meyve suları gibi. ( Tahtavi, s. 14: Reddu'l-Muhtar, s. 1/309. Şafiilere göre sıvılarla temizlik yapılmaz.)


ARTIK SULAR


SORU: Artık sular kaç kısma ayrılır?

CEVAP: Artık sular dört kısma ayrılır:

a) Temiz ve temizleyici olup kullanılması mekruh olmayan artıklar: Bunlar, insanın, at,
koyun ve geyik gibi etleri yenen evcil veya yabani hayvanlar ile etleri yenen kuşların artıklarıdır. Bu artıklar içilebildiği gibi her türlü temizlikte de kullanılabilir. Ağızları temiz olmayanların artıkları da temiz değildir.

b) Temiz ve temizleyici olmakla beraber kullanılmaları mekruh olan artıklar: Bunlar, kedinin başıboş tavukların, yırtıcı kuşların, pislik yemeye alışmış olan koyun, keçi ve sığır gibi hayvanların artıklarıdır. Başka su var iken bunların içilmesi ve temizlikte kullanılması mekruhtur. Ancak başka su bulunmazsa bununla her çeşit temizlik yapılabilir.

c) Kullanılması şüpheli olan artıklar: Bunlar, merkep ve katırın artıkları olan sulardır. Temiz su bulunmadığı takdirde böyle bir su ile hem abdest alınır ve hem de ihtiyaten teyemmüm yapılır.

d) Pis olan artıklar: Bunlar domuz, köpek, kurt, arslan, kaplan gibi yırtıcı hayvanların artıklarıdır. Bunların artıkları içilmez ve temizlikte kullanılmaz. (Reddu'l-Muhtar, s. 1/226)



TEMİZLEME YOLLARI

SORU: Temizleme yolları hangileridir?

CEVAP: Temizleme yollarının başlıcaları şunlardır:

1) Su ile temizleme: Hükmi pislik denilen abdestsizlik, cünüplük, hayız ve nifas halleri mutlak su ile temizlenir. Su bulunmadığı hallerde teyemmümle temizlenebilir. Hakiki pislik denilen maddi pisliklerde ancak temiz olan sularla giderilir. Pislikler, görünen ve görünmeyen olmak üzere ikiye ayrılır. Görünen pislik ile kirlenen bir şey su ile veya temiz bir sıvı ile yıkanıp pislik giderilince temizlenmiş olur. Görünmeyen pislik ile kirlenen bir şey üç defa yıkanıp her defasında sıkılmakla temiz olur. Üçüncü kere sıkılma hiç su damlatmayacak şekilde olmalıdır.

2) Silerek temizleme: Pislenen cam, bıçak, ayna, mermer gibi şeyler içine pislik emmediğinden temiz bir bez ile silmek suretiyle temizlenmiş olur.

3) Ateşle temizleme: Bazı hallerde pis bir şey ateşe sokulmakla temizlenmiş olur. Örneğin, usule uygun olarak kesilen hayvanın kellesine kan bulunsa, ateşe sokulur kan izi kaybolduğunda kelle temizlenmiş olur.

4) Kazımakla temizleme: Mest veya ayakkabı gibi necaseti emmeyen şeylere, hayvan pisliği gibi görünen bir necaset bulaşsa, bunlar su ile temizleneceği gibi bıçak gibi bir şeyle kazımakla da temizlenebilir. Fakat idrar gibi bir necaset ancak su ile temizlenebilir.

5) Ovalamakla temizleme: Bazı pislikler ovalamak suretiyle de temizlenebilir. Örneğin, kurumuş olan meni su ile temizleneceği gibi ovalamak suretiyle de temizlenebilir. Fakat yaş olan bir meni ancak su ile temizlenir.

6) Yapı değişikliği ile temizleme: Temiz olmayan bir şey niteliği değişirse temiz hale gelir. Tezeğin yanarak kul olması gibi. (Şafiilere göre şarabın sirkeye dönüşmesinden başka hiçbir nesne yapı değişikliği ile temizlenemez. )

7) Boğazlama ile temizleme: Domuzdan başka herhangi bir hayvanın derisi, usulüne uygun olarak boğazlanmasıyla temiz olur. Gerektiğinde böyle bir derinin üzerinde namaz kılınabilir.

8) Tabaklama ile temizleme: Domuzdan başka murdar olarak ölmüş herhangi bir hayvanın derisi tabaklanmakla temiz olur. ( Şafiilere göre domuzun yanı sıra köpeğin derisi de tabaklanma ile temiz olmaz.)

Tabaklanma hakiki ve hükmi olmak üzere ikiye ayrılır:

a) Hakiki tabaklanma: Derinin iç kısmına şap, tuz veya benzeri kimyevi ilaçlar serpilerek yapılan tabaklamadır.

b) Hükmi tabaklama: Üzerine toprak serpmek, güneşe ve rüzgara bırakmakla yapılan tabaklamadır. Bu her iki halde de tabaklanan deri temizlenir. (Tahtavi, s. 132, el-Fıkhu'l-İslami, 1/92. Şafiilere göre temizlik vasıtaları dörttür. 1) su,2) toprak, 3) taş, 4) tabaklama.)

İSTİNCA VE İSTİBRA

SORU: İstinca neye denir?

CEVAP: İstinca, idrar ve dışkı gibi pisliklerin çıktığı yerlerin temizlenmesine denir.

İstincada uygun olan sol el ile önce ön tarafı, sonra arka tarafı temizleninceye kadar yıkamak ve daha sonra da tuvalet kağıdı veya temiz bir bezle de ıslak kısımları silmektir. Kırda istinca taş ile de yapılabilir.

SORU: İstibra neye denir?

CEVAP: İstibra idrardan sonraki sızıntının giderilmesinin sağlanmasına denir.

İstibra, yürüme, öksürme ya da sol yanına uzanma veya ayakları kımıldatma, hareket ettirme vb. şekilde olur. İstibra yalnız erkeklerle ilgilidir.

TUVALETİN EDEBLERİ

SORU: Tuvaletin edepleri nelerdir?

CEVAP: Tuvaletin başlıca edepleri şunlardır:

1) Tuvalete girmeden önce hafifçe: Bismillah deyip, "Allah'ım pislikten ve pis şeylerden sana sığınırım" diye dua etmek.

2) Üzerinde Allah veya Peygamberin adı yazılı bir şeyle tuvalete girmemek

3) Tuvalete sol ayağı atarak girmek ve sağ ayak atarak çıkmak.

4) Tuvalette kıbleye doğru oturmamak, kıble tarafına arka da çevirmemek.

5) Tuvalette konuşmamak.

6) Durgun veya akarsuda abdest bozmamak.

7) Bir özrü bulunmadıkça ayakta abdest bozmamak. (Bedai, 1/18; Tahtavi, s. 33)

__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.yetkin-forum.com
Yönetici
Yönetici
osmanserhat
Teşekkürleri : 25
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 22818

MesajKonu: Geri: SORULAR VE CEVAPLAR Paz Kas. 20, 2011 6:24 pm

ABDEST

SORU: Abdest neye denir?

CEVAP: Abdest, bazı ibadetlerin yerine getirilmesi için belli uzuvları usulüne göre yıkamak ve başı meshetmekten ibaret olan bir temizlenme şeklidir.

ABDESTİN FARZLARI

SORU: Abdestin farzları kaç tanedir?

CEVAP: Abdestin farzları dört tanedir:

1) Yüzü yıkamak

Yüzün bir defa yıkanması farzdır. Yüz, alnın en üst tarafından saçın bittiği yerden çene altına kadar ve iki kulak yumuşakları arasında kalan yerdir.

Sakal sık ise yalnız üstünü yıkamak yeterlidir. Sakal seyrek ise altındaki cildin de yıkanması gerekir. Bıyık ve kaşlar hakkındaki durum da böyledir. Sakal altındaki deri görülmüyorsa sık, görülüyorsa seyrek sayılır.

2) Elleri ve kolları yıkamak.

Elleri ve kolları dirseklerle beraber bir kere her tarafına su değecek şekilde yıkamak farzdır. Parmaklarda dar olan ve altına su geçmeyen yüzük varsa, bunun oynatılması ve altına suyun geçirilmesi gereklidir.

3) Başı mesh etmek.
Başın dörtte birini kullanılmamış su ile bir defa mesh etmek farzdır. (Şafiilere göre farz olan miktar, bir saç teli de olsa başın bir kısmını mesh etmektir.) Kolların yıkanmasından arta kalan yaşlıkla başın mesh edilmesi caiz değildir. Çünkü bu su kullanılmıştır.

4) Ayakları yıkamak.

Ayakları topuklarla birlikte bir defa yıkamak farzdır. Topuk, ayakların iki tarafında çıkıntı halinde bulunan kemiklere denir. (Şafiilere göre abdestin farzı altıdır. Bu dört farza ilaveten yüz yıkanmaya başlandığında niyet etmek ve abdest organlarının yıkanmasında sırayı gözetmek de farzdır.)

ABDESTİN SÜNNETLERİ

SORU: Abdestin sünnetleri nelerdir?
CEVAP: Abdestin başlıca sünnetleri şunlardır:

1) Abdeste "Euzü-Besmele" ile başlamak.

2) Abdeste başlarken önce temiz olan elleri bileklere kadar yıkamak. Temiz olmayan elleri önceden yıkamak ise diğer uzuvları kirletmemek içindir.

3) Abdest almaya niyet etmek. (Şafiilere göre farzdır.)

Niyet kalp ile olur. Dil ile "niyet ettim Allah rızası için abdest almaya" demek müstahaptır. Niyet vakti, elleri yıkamaya başlama zamanıdır.

4) Misvak kullanmak. Abdeste başlarken veya daha önce misvak kullanmak sünnettir. Misvak sağlık yönünden faydalı olduğu gibi, Allah'ın rızasının kazanılmasına da vesile olur.

5) Ağzı üç defa su ile yıkamak.

6) Burnuna üç defa su çekmek.

7) Oruçlu olmadığı takdirde ağız ve burnu yıkamada mübalağa etmek.

8) Abdestte sırayı gözetmek. (Şafiilere göre farzdır.)

Yani ayette bildirildiği gibi, önce yüzü, sonra kolları yıkamak, sonra başı mesh etmek ve sonra da ayakları yıkamak.

9) Kol ve ayak gibi çift olan organları yıkarken sağdan başlamak.

10) Yıkanan her organı üç kere yıkamak. (Bunlardan, ilki farz, diğer ikisi ise sünnettir.) Mesh edilen organlar birden fazla mesh edilmez. ( Şafiilere göre meshinde üç kere yapılması sünnettir.)

11) Abdest organlarının ara vermeden yıkamak. (Hanbellilere göre farzdır.)

12) Başın tamamın mesh etmek. (Maliki ve Hanbellilere göre farzdır)

13) Kulakları mesh etmek.

14) Boynu mesh etmek. (Şafiilere göre mekruhtur.)

15) El ve ayakları yıkarken parmak uçlarından başlamak

16) El ve ayak parmaklarının aralarını ovalayarak yıkamak.

17) Abdest organlarını yıkarken iyice ovmak.(Malikilere göre farzdır.)


ABDESTİN EDEBLERİ

SORU: Abdestin edepleri nelerdir?

CEVAP: Abdestin başlıca edepleri şunlardır:

1) Abdest alırken yüksek bir yerde bulunmak. Böylece abdest suyunun üstüne sıçraması önlenmiş olur.

2) Abdest alırken mümkünse kıbleye karşı durmak.

3) Bir özrü olmaksızın abdestte başkasından yardım istememek. Ancak başkası kendi arzusu ile yardımcı olursa edebe aykırı bulunmaz.

4) Bir ihtiyaç olmadıkça konuşmamak

5) Özür sahibi olanlar hariç vakit girmeden abdest almak.

6) Abdest alırken ağza ve burna suyu sağ el ile almak.

7) Sol el ile sümkürmek.

8) Kalp ile yapılan niyeti dil ile söylemek.

9) Abdestte güneşte ısıtılmış suyu kullanmamak. (Şafiilere göre sıcak yörelerde bakır gibi kaplarda güneşte ısıtılmış su ile abdest almak mekruhtur.)

10) Yüzü yıkamaya üst taraftan başlamak.

11) Her organı yıkarken veya mesh ederken besmele çekmek.

12) Her organı yıkarken veya mesh ederken dua okumak.

13) Geniş olan yüzüğü hareket ettirmek

14) Suyu ne israf etmek ne de kıt kullanmak

15) Suyu yüze çarpmamak

16) Ayakları sol el ile yıkamak.

17) Kulakları mesh ederken ellerin küçük parmakları ile kulakların içini silmek.

18) Abdestten sonra Kadir suresini okumak.

19) Abdest aldıktan sonra mümkünse iki rekât nafile namaz kılmak. ( Bedai, 1/18; Tahtavi, s. 44)


ABDESTİN DUALARI


SORU: Abdest alınırken okunması mendup olan dualar nelerdir?

CEVAP: Abdest alınırken okunması mendup olan dualar şunlardır:

1) Abdeste başlarken "Euzü-Besmele" den sonra:

اَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ اﻟَّﺬِى ﺟَﻌَﻞَ اﻟْﻤَﺎءَ ﻃَﻬُﻮرًا وَﺟَﻌَﻞَ اﻟْﺎِﺳْﻠﺎَمَ ﻧُﻮرًا

"El-hamdü lillahillezi cealel'mae tahuren ve ceale'l-İslame nura" (suyu temizleyici ve İslam'i nur kılan Allah'a hamd olsun)

2) Ağza su alırken:

اَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ اﺳْﻘِﻨِﻰ ﻣِﻦْ ﺧَﻮْضِ ﻧَﺒِﻴِّﻚَ ﻛَﺎْﺳﺎً ﻟَﺎ اَﻇْﻤَﺎُ ﺑَﻌْﺪَهُ اَﺑَﺪاً

" Allahüme'esgıni min havdı nebiyyike ke'sen la ezmeu ba'dehu ebeda"(Allah'ım! Bana Peygamberin havuzundan öyle bir kase içir ki, ondan sonra bir daha susamayayım.)

3) Burna su alırken:

اَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻟَﺎ ﺗُﺤَﺮِّﻣْﻨِﻰ رَاﻳِﺤَﺔَ ﻧَﻌِﻴﻤِﻚَ وَﺟَﻨَّﺎﺗِﻚَ

" Allahümme la tahrimni rayihate naimike ve cennatik"(Allah'ım! Beni nimetlerinin ve cennetlerinin kokusundan mahrum etme.)

4) Yüzü yıkarken:

اَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺑَﻴِّﺾْ وَﺟْﻬِﻰ ﺑِﻨُﻮرِكَ ﻳَﻮْمَ ﺗَﺒْﻴَﺾُّ وُﺟُﻮهٌ وَﺗَﺴْﻮَدُّ وُﺟُﻮهٌ

" Allahümme beyyid vechi binürike yevme tebyeddu vucuhun ve tesveddu vucuh"(Allah'ım! Bazı yüzlerin beyazlanacağı bazı yüzlerin kararacağı günde benim yüzümü ak eyle.)

5) Sağ kolu yıkarken:

اَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ اَﻋْﻄِﻨِﻰ ﻛِﺘَﺎﺑِﻰ ﺑِﻴَﻤِﻴﻨِﻰ وَﺣَﺎﺳِﺒْﻨِﻰ ﺣِﺴَﺎﺑًﺎ ﻳَﺴِﻴﺮًا

" Allahümme ea'tini kitabı biyemini ve hasibni hisaben yesira".(Allah'ım! Bana kitabımı sağ tarafımdan ver ve hesabımı kolaylaştır.)

6) Sol kolu yıkarken:

اَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻟَﺎ ﺗُﻌْﻄِﻨِﻰ ﻛِﺘَﺎﺑِﻰ ﺑِﺸِﻤَﺎﻟِﻰ وَﻟَﺎ ﻣِﻦْ وَرَآءِ ﻇَﻬْﺮِى وَﻟَﺎ ﺗُﺤَﺎﺳِﺒْﻨِﻰ ﺣِﺴَﺎﺑﺎً ﺷَﺪِﻳﺪاً

" Allahümme la tu'tini kitabi bişimali ve la min verai zahri ve la tuhasibni hisaben şedida" ( Allah'ım! Bana kitabımı solumdan ve arka tarafımdan verme ve beni zor bir hesaba çekme.)

7) Başı meshederken:

اَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻏَﺸِّﻨِﻰ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺘِﻚَ وَاَﻧْﺰِلْ ﻋَﻠَﻰَّ ﻣِﻦْ ﺑَﺮَﻛَﺎﺗِﻚَ

"Allahümme ğaşşini birahmetike ve enzil aleyye min berakatik." (Allah'ım! Beni rahmetinle ört ve üzerime bereketlerinden indir.)

8) Kulakları meshederken:

اَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ اﺟْﻌَﻠْﻨِﻰ ﻣِﻦَ اﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳَﺴْﺘَﻤِﻌُﻮنَ اﻟْﻘَﻮْلَ ﻓَﻴَﺘَّﺒِﻌُﻮنَ اَﺣْﺴَﻨَﻪُ

"Allahümmec'alni minellezine yestemiune'l-gavle fe yettebiune ahseneh" (Allah'ım! Beni, (hak) sözü işitip de onun en güzeline uyanlardan eyle)

9) Boynu meshederken:
اَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ اَﻋْﺘِﻖْ رَﻗَﺒَﺘِﻰ ﻣِﻦَ اﻟﻨَّﺎرِ

" Allahümme ea'tig regabeti minennar" (Allah'ım! Benim vücudumu cehennem ateşinden azad eyle)

10) Ayakları yıkarken:

اَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺛَﺒِّﺖْ ﻗَﺪَﻣَﻰَّ ﻋَﻠَﻰ اﻟﺼِّﺮَاطِ ﻳَﻮْمَ ﺗَﺰَلُّ ﻓِﻴﻪِ اْﻟﺎَﻗْﺪَامُ

"Allahümme sebbit gademeyye ale's-sıratı yevme tezillü fihi'l-agdam" (Allah'ım! Ayakların kayacağı günde benim iki ayağımı sırat üzerinde sağlam tut) diye dua edilir.


ABDESTİN ÇEŞİTLERİ

SORU: Abdest kaç çeşittir?


CEVAP: Gerekli olması yönünden abdest üç çeşittir.

1) Farz olan abdest: Namaz kılmak, Kur'an-ı Kerim'i tutmak ve tilavet (okuma) secdesi için
abdest almak farzdır.

2) Vacip olan abdest: Kabe’yi tavaf etmek için abdest almak vaciptir. (Şafiilere göre şarttır.)

3) Mendup olan abdest: Surekli abdestli bulunmak, ezbere Kur'an okumak, dini kitapları tutmak, ezan okumak, kamet getirmek vb. için abdest almak meduptur.

ABDESTİN MEKRUHLARI

SORU: Abdestin mekruhları nelerdir?

CEVAP: Abdestin başlıca mekruhları şunlardır:

1) Suyu gereğinden fazla veya az kullanmak.

2) Suyu çarparak yüz ve diğer organları yıkamak.

3) Gereksiz yere konuşmak.

4) İhtiyaç olmaksızın başkasından yardım istemek.

5) Temiz olmayan yerde abdest almak.

6) Oruçlu olan kimsenin ağız ve burnu yıkarken mübalağa etmesi.

ABDESTİ BOZAN ŞEYLER

SORU: Abdesti bozan şeyler nelerdir?

CEVAP: Abdesti bozan şeylerin başlıcaları şunlardır:

1) Ön ve arkadan çıkan her şey.

2) Arka taraftan yel çıkması.

3) Ön ve arkanın dışında vücudunun herhangi bir yerinden kan, irin veya sarı suyun çıkıp akması. (Şafiilere göre bozulmaz) Etrafa yayılmayıp çıktığı yerde kalan iğne ucu kadar kan, irin veya sarı sudan abdest bozulmaz. Bunu parmak ile silinmesi de zarar vermez. Ağızdan gelen kan tükürüğe eşit veya daha fazla ise abdesti bozar. Tükrükten az ise bozmaz. Bu tükrüğün renginden anlaşılır.

4) Ağız dolusu kusmak. (Şafiilere göre bozulmaz.)

5) Yatarak veya oturağı yere gelmeyecek şekilde bir yere yaslanarak uyumak.

6) Bayılmak.

7) Cinnet geçirmek.

8) Sarhoş olmak.

9) Namaz kılarken başkasının işiteceği kadar gülmek. (Şafiilere göre bozulmaz.)

10)Teyemmüm etmiş kimsenin abdest alabileceği suyu bulması.

11)Özür sahibi olanlar için namaz vaktinin çıkması.

12)Erkek ve kadının cinsel organlarının birbirine şehvetle dokunması. (Durer, 1/13; Reddu'l-Muhtar, s. 1/34. Şafiilere göre ayrıca şu iki halde de bozulur. 1) Nikah düşen erkek ve kadının tenlerinin birbirine dokunması karı koca da olsa bozulur 2) Kişinin elin içiyle kendisinin veya çocuk da olsa başka birinin cinsel organına veya oturağına dokunması)

ABDESTİ BOZMAYAN ŞEYLER

SORU: Abdesti bozmayan şeyler nelerdir?

CEVAP: Abdesti bozmayan şeylerin başlıcaları şunlardır:

1) Çıktığı yerin etrafına yayılmayan iğne ucu kadar kan, irin veya sarı su.

2) Yaradan kabuk ve deri parçasının kopması.

3) Ağız dolusu olmayan kusuntu.

4) Çok da olsa balgam çıkarmak.

5) Saç, sakal, bıyık ve tırnak kesmek.

6) Pıhtı halinde kusulan kan parçası.

7) Diz üstü veya oturağı yere gelecek şekilde oturduğu yerde uyumak.

8) Namaz dışında veya cenaze namazında ya da tilavet secdesinde başkasının işiteceği kadar gülmek.

9) Gözde bir hastalık olmaksızın ağlamak veya çok gülmekten dolayı akan göz yaşı.

10) Mayesıl yaşlığı veya parmak aralarındaki pişinti,

11) Kıyam, rüku ve secde halinde uyumak. (Şafiilere göre bozulur.)

12) Nikah düşen erkek ve kadının tenlerinin birbirine dokunması. (Şafiilere göre bozulur.)

13) Kendisinin veya başkasının cinsel organına elin içiyle dokunmak. (Şafiilere göre bozulur.)

14) Namazda sadece kendi işiteceği kadar gülmek (Tahtavi, s.74) (bu durumda namaz bozulur.)

ABDESTİN SIHHATİNE MANİ OLMAYAN ŞEYLER

SORU: Abdestin sıhhatine mani olmayan şeyler nelerdir?

CEVAP: Abdestin sıhhatine mani olmayan şeylerin başlıcaları şunlardır:

1) Kabuk bağlamış olan yaranın altını yıkamamak abdestin sıhhatine mani değildir.

2) Abdest organlarının birinde bulunan yaranın yıkanması zararlı olacaksa orası mesh edilir, mesh de zarar verirse, o takdirde yara ellenmez.

3) Sanatları gereği boyacıların tırnaklarında zaruri olarak kalan boya kalıntıları abdestin sıhhatine mani olmaz.

4) Abdestten sonra, herhangi bir abdest organının yıkanıp yıkanmadığı hususunda şüphe eden kimse şayet her zaman böyle şüpheye düşen vesveseli bir kimse ise, abdesti tamam kabul edilir. Ancak vesveseli olmayan bir kimse, yıkayıp yıkamadığından şüphe ettiği organını hemen yıkar.

5) Abdest aldığını hatırladığı halde, abdestinin bozulup bozulmadığında şüpheye düşen kimse abdestli sayılır.

Ancak abdestli olmadığını kesin olarak hatırladığı halde abdest alıp almadığı hususunda şüpheye düşen kimse abdestsiz sayılır. (Tahtavi, s. 49)

ABDESTSİZ YAPILMAYAN İŞLER

SORU: Abdestsiz yapılmayan işler nelerdir?

CEVAP: Abdestsiz yapılmayan işler şunlardır:

1) Namaz kılmak.

2) Tilavet secdesi yapmak.

3) Kabe'yi tavaf etmek. Kabe'yi abdestli olarak tavaf etmek vaciptir. (Şafiilere göre şarttır.)

4) Kur'an-ı Kerim'e abdestsiz el sürülmez. Fakat ayrı bir kap veya kılıf ile tutulabilir. ( Şafiilere göre ayrı bir kap veya kılıf ile de tutulmaz.) Abdestsiz bir kimsenin ezbere Kur'an okumasında bir sakınca yoktur. (Durer, 1/16)


__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.yetkin-forum.com
Yönetici
Yönetici
osmanserhat
Teşekkürleri : 25
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 22818

MesajKonu: Geri: SORULAR VE CEVAPLAR Paz Kas. 20, 2011 6:27 pm

MESH

SORU: Mesh neye denir?

CEVAP: Abdest alırken ayakları yıkamak yerine ayaklara giyilen mesler üzerine ıslak elle sürmek demektir.

Mesh, ayak yıkama yerine geçer. Müslümanlara bir kolaylık olmak üzere böyle bir ruhsat verilmiştir. Özellikle yolculukta ve kış şartları ağır olan yerlerde mest üzerine meshetmek büyük bir kolaylıktır.


MESHİN ŞARTLARI

SORU: Mest üzerine meshin yapılmasının caiz olması için gerekli şartları nelerdir?


CEVAP: Mestin üzerine meshin yapılmasının caiz olması için gerekli şartlar şunlardır:

1) Mestler, ayağa abdest için ayaklar yıkandıktan sonra giyilmiş olmalıdır. ( Şafiilere göre mestler, tam abdest alındıktan sonra giyilmelidir.)

2) Mestler, ayakları topukları ile beraber örtmüş olmalıdır.

3) Mestler, en az üç mil (5544 m) yürüyebilecek sağlamlıkta olmalıdır.

4) Mestlerin birinde ayak parmaklarının küçüğü ile üç parmak kadar delik, yırtık veya sökük bulunmamalıdır. Ancak her iki mestteki yırtıkların toplamı üç parmak kadar olursa meshe mani değildir. ( Şafiilere göre yırtık az da olsa meshe manidir.)

5) Mestler, bağsız olarak ayakta kalabilecek kadar kalın olmalıdır.

6) Mestler, suyu ayağa geçirmeyecek şekilde olmalıdır.

7) Mest giyecek kimsenin her bir ayağının ön tarafında elin küçük parmağı ile en az üç parmak yer mevcut olmalıdır. (Şafiilere göre üç parmaktan az da olsa mesh yapılabilir. )

Bu yüzden bir ayağının ön tarafını kaybetmiş ve en az üç parmak kadar bir yer kalmamış olan kimse, bu ayağını meshedemiyeceği gibi, sağlam ayağına da meshedemez. Bu takdirde, her ikisini de yıkamasın gerekir. Çünkü ayaklarda meshetmekle yıkamak bir arada olmaz. Yani, bir ayağını yıkayıp diğerini meshetmek caiz olmaz.

Ancak, bir ayağı topuğun üst tarafına kadar kesik olan kimseden bu ayağını yıkamak sakıt olduğundan diğer ayağı tam veya ön tarafında en az üç parmak kadarı mevcüt ise o ayağındaki meste mesh edebilir. ( Tahtavi, s. 102)

FARZ OLAN MESTİN MİKTARI

SORU: Farz olan meshin miktarı ne kadardır?


CEVAP: Farz olan meshin miktarı (alan itibariyle) ayak parmaklarının en küçüğüyle üç parmak kadardır. (Aynı eser, s. 55. Şafiilere göre bir parmak ucu kadar da olsa sahihtir.)

MESHİN YAPILIŞI

SORU: Mesh nasıl yapılır?


CEVAP: Yukarıda açıklanan şartların bulunması halinde mestlere şu şekilde mesh edilir.

Usulüne göre abdest alınıp, sıra ayakları yıkamaya gelince, her iki elin iç kısmı, abdest alınan temiz su ile ıslatıldıktan sonra, el parmakları araları açık olarak, mestlerin ayak parmak uçlarından goncuna doğru çekilir. Sağ el ile sağ, sol el ile sol ayak birer defa açıklanan şekilde mesh edilir. (Fethu'l-Kadir, 1/131)

MESHİN SÜRESİ

SORU: Meshin süresi ne kadardır?

CEVAP: Meshin süresi, mukim olanlar için bir gün bir gece, yani yirmidört saat; misafir olanlar için üç gün üç gece yani, yetmiş iki saattir. (Malikilere göre mesh için belli bir süre yoktur. Gusül gerektiren bir durum bulunmadıkça mest üzerine sürekli mesh edilebilir.)

Meshin süresi, mesti ayağa giydikten sonra abdest bozulduğu andan itibaren başlar.

Mukim bir kimse, mestlerini giydikten sonra yirmi dört saatlik süreyi doldurmadan yolculuğa çıksa mesh müddeti yetmiş iki saate kadar devam eder. (Şafiilere göre yirmi dört saat kadar devam eder.) Yirmi dört saatlik süre dolduktan sonra yolculuğa çıkacak olursa mukim iken mesh müddeti bittiği için ayaklarını yıkaması gerekir.

Misafir olan bir kimsenin, yirmi dört saat mest giydikten sonra misafirliği sona ererse mesh müddeti bitmiş olur; yirmi dört saat dolmadan misafirliği sona ererse yirmi dört saati tamamlar. (Fethu'l-Kadir, 1/36)

MESHİ BOZAN ŞEYLER

SORU: Meshi bozan şeyler nelerdir?

CEVAP: Meshi bozan şeyler şunlardır:

1) Abdesti bozan her şey meshi de bozar. Bu durumda meshin müddeti bitmemişse mesti çıkarmak gerekmez. Abdest alınır ve mest üzerine mesh edilir.

2) Giyilmiş olan mestlerden birinin veya ikisinin ayaktan çıkması veya çıkarılması. Mestlerden biri çıkmış olsa bile her iki ayağın da yıkanması gerekir. Çünkü taharette her iki ayak bir organ hükmünde olduğundan birinin yıkanması gerektiğinde öbürünün de yıkanması gerekir. Mest edildikten sonra mestlerden birinde üç parmak kadar bir yırtık meydana gelmesi halinde de yine mestler çıkarılır ve ayaklar yıkanır. Ancak, ayaklarını yıkamak suretiyle abdest alıp mestlerini giyen kimse, daha bu abdesti bozulmadan herhangi bir sebeple mestlerini çıkarırsa ayaklarını yeniden yıkaması gerekmez.

3) Meste su girip ayaklardan birinin yarıdan fazlasının ıslanması. (Şafiilere göre bozulmaz.) diğer bir görüşe göre bu durumda mesh bozulmaz.

4) Mesh edildikten sonra mestlerin birinde ayak parmaklarının en küçüğü ile üç parmak kadar bir yırtık, delik veya sökük meydana gelmesi. (Şafiilere göre yırtık, delik veya sökük az da olsa meshi bozar.)

5) Mesh süresinin son bulması. Mesh süresi bittiğinde abdestli olan kimsenin mestlerini çıkarıp ayaklarını yıkaması yeterlidir. (Reddu'l-Muhtar, s. 1/270)

SARGI ÜZERİNE MESHETMEK

SORU: Vücudun herhangi bir yerinde sargı bulunması durumunda abdest ve gusül alınırken ne yapılır?


CEVAP: Vücudun herhangi bir yerinde kırık veya herhangi bir yaradan dolayı sargı bulunduğu takdirde, bu sargı abdest organlarında ise abdest alınırken, vücudun başka bir yerinde ise gusül yapılırken sargı çözülüp altı yıkanır ve yaranın üstü meshe edilir. Şayet sargıyı çözüp altını yıkamak zararlı olursa sargıyı çözmeye gerek yoktur. Bu durumda el ıslatılarak sargının üzerine bir kere mesh edilir. Eğer mesh etmek de zarar verirse o da terk edilir.

Yara üzerine sürülen ilaç da sargı gibidir. Yıkamak zarar vermezse su dökülerek yıkanır,
zarar verirse yıkanmaz, mesh edilir.

Yara olmadığı halde herhangi bir uzvun yıkanmasında veya mesh edilmesinde sakınca var ise yarada olduğu gibi yıkanması veya mesh edilmesi tamamen terkedilir. (Tahtavi, s. 101)

Yapılacak meshin bütün sargıyı kaplaması gerekmez. Çoğunluğunu mesh etmek yeterlidir. (Şafiilere göre sargının tamamının mesh edilmesi gerekir.)

Üzerine mesh edildikten sonra sargı değiştirilecek olursa tekrar mesh etmek gerekmez. Sargının abdestli iken sarılma şartı da yoktur.

Sargı üzerine mesh etmenin belirli süresi yoktur. Özür devam ettikçe sargı üzerine mesh yapılabilir. (Durer, 1/38; Binaye, 1/603.)

Henüz özür ortadan kalkmadan sargı açılsa mesh bozulmuş olmaz. Ancak sargı yara iyileştiği için düşecek olursa artık üzerine mesh caiz olmaz.


__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.yetkin-forum.com
Yönetici
Yönetici
osmanserhat
Teşekkürleri : 25
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 22818

MesajKonu: Geri: SORULAR VE CEVAPLAR Paz Kas. 20, 2011 6:28 pm

ÖZÜR SAHİBİ

SORU: Özür neye denir?


CEVAP: Özür, abdesti bozan şeyin bir namaz vakti kesilmeden devam etmesine denir. Böyle bir durumda olan kimseye de özür sahibi denir. Aralıklı veya devamlı olarak burun kanaması, vücudun herhangi bir yerinden kan yahut irin gelmesi, idrarın akması, kadınların istihaze hali birer özürdür.

SORU: Kişi hangi durumda özür sahibi sayılır?

CEVAP: Bir kimsenin özür sahibi sayılması için abdesti bozan özrün, önce abdest alıp namaz kılacak kadar bir müddet kesilmeksizin tam bir namaz vakti devam etmesi, daha sonra da her namaz vaktinde en az bir defa tekrar etmesi gerekir.

SORU: Kişi ne vakit özür sahibi olmaktan çıkar?

CEVAP: Özür, bir namaz vakti hiç meydana gelmezse kişi özür sahibi olmaktan çıkar. (Şafiilere göre özür, abdest alıp, namaz kılacak kadar bir süre içinde kesilecek olursa kişi özür sahibi olmaktan çıkar.)

Özürlü her farz namaz vakti için abdest alır ve bu abdestle o namaz vakti içinde (başka bir şeyle abdesti bozulmadıkça) dilediği kadar farz ve nafile namazı kılabildiği gibi, kaza, cenaze ve bayram namazlarını da kılabilir ve Kur'an-ı Kerim'i tutabilir. (Şafiilere göre özür sahibini kaza ve adanan namazlar için ayrıca abdest alması gerekir.) namaz vakti çıkınca özür sahibinin abdesti bozulur. Örneğin, güneş batınca ikindi namazının vakti çıktığında özür sahibinin abdesti bozulmuş olur. Namaz vaktinin girmesiyle özürlünün abdesti bozulmayacağından öğle vakti girmeden önce alınan bir abdestle öğle namazı kılınabilir. (Şafiilere göre kılınamaz)

Özürlü kimsenin çamaşırına özür yerinden çıkıp bulaşan kan ve irin gibi pislik biraz fazla da olsa özrü devam ettiği sürece namazın sıhhatine engel olmaz. (Şafiilere göre her abdestin alınışında temizlik yapılması şarttır. ) Ancak bu pislik çamaşırına yeniden dokunmayacak ise bunu yıkanması gerekir. (Durer, 1/44; Binaye, 1/672)


__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.yetkin-forum.com
Yönetici
Yönetici
osmanserhat
Teşekkürleri : 25
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 22818

MesajKonu: Geri: SORULAR VE CEVAPLAR Paz Kas. 20, 2011 6:33 pm

GUSÜL (BOY ABDESTİ)

SORU: Gusül neye denir?


CEVAP: Gusül, bedende hiçbir yer kuru kalmayacak şekilde yıkanmak demektir.


GUSLÜN FAYDALARI

SORU: Guslün ne gibi faydaları vardır?


CEVAP: Gusül, aslında bir ibadet olmanın yanı sıra maddi ve manevi bir çok fayda taşır. Bu faydaları şu şekilde özetlemek mümkündür.

Her şeyden önce cünüplük nedeniyle gusül yapan bir insan, Allah'ın emrini yerine getirdiğinden bir farzı işleme sevabı kazanır. Guslün ibadetler arasında önemli bir yeri vardır. Çünkü namaz ve benzeri ibadetlerin edası için cünüplükten, kadınların adet ve nifas hallerinden kurtulmaları için de gusül etmeleri gerekir. Abdestte olduğu gibi gusülden sonra da mü'min, manevi kirler mesabesindeki küçük günahlardan temizlenmiş olur. Diğer taraftan yıkanma gereğini duyan bir mü'min üzerinde manevi bir ağırlık hisseder. Gusülle bu manevi rahatsızlık ve ağırlıktan da kurtulmuş olur.

Cünüp olan bir insan vücudunun tamamını yıkamış olacağından maddeten de temizlenmiş olur.

Guslün maddi olan diğer bir hikmeti de, insanı yorgunluk ve gevşeklikten kurtarmasıdır. Çünkü boşalma hali vücudu hızlı ve aşırı bir faaliyetin içine iter. Boşalma esnasında vücut normalin üzerinde bir enerji harcar. Kan dolaşımı hızlanır, damarlarda sarsıntı meydana gelir. Kalbin çalışma hızı birkaç misli artar. Bütün bunların sonucunda insanın üzerine bir yorgunluk ve bitkinlik hali çöker. İşte gusül sayesinde kişi bu yorgunluk ve bitkinlik halinden de kurtulmuş olur.

GUSÜL YAPMAYI GEREKTİREN HALLER

SORU: Gusül yapmayı gerektiren haller nelerdir?


CEVAP: Gusül yapmayı gerektiren haller şunlardır:

1) Cinsel ilişki:

cinsel ilişki sırasında (meni gelsin gelmesin) erkeğin cinsel organının sünnet kısmının kadının cinsel organına girmesiyle her ikisi de cünüp olur ve gusül yapmaları gerekir.

2) Meninin dışarı çıkması.

Şehvetle yerinden ayrılan ve şehvetle dışarıya atılan bir meniden dolayı gusül etmek gerekir. Şehvetle dışarıya atılan bir meniden d olayı gusül etmek gerekir. Şehvetle yerinden ayrılıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya atılan meniden dolayı da İmam-ı Azam ile İmam Muhammed'e göre gusül etmek gerekir. İmam Ebu Yusuf'a göre ise gerekmez. Fetva birinci görüşe göredir. (Şafiilere göre de gerekir.)

Erkek olsun kadın olsun uykudan uyanınca ihtilam olduğunu (yani rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu) hatırlar ve üzerinde de yaşlık görürse gusül lazım gelir. Uykundan uyanınca ihtilam olduğunu hatırlamayan fakat üzerinde yaşlık gören kimsenin de gusül yapması gerekir. İhtilam olduğu halde bir yaşlık yoksa yani dışarıya meni çıkmamışsa yıkanması gerekmez. Şehvetle olmayıp ağır bir yük kaldırmaktan veya yüksek bir yerden düşmekten gelen meni guslü gerektirmez. (Şafiilere göre gerekir.)

3) Kadının ay halinin bitmesi veya lohusalık halinin sona ermesi.

Cinsel ilişkide bulunan veya ihtilam olan bir kimse idrar yapmadan veya bir müddet uyumadan ya da epeyce yürümeden yıkanıp da sonra kendisinden şehvetsiz olarak meni gelirse İmam-ı Azam ile İmam Muhammed'e göre tekrar gusül yapması gerekir. İmam Ebu Yusuf'a göre ise gerekmez. Ancak idrar yaptıktan veya bir müddet uyuduktan ya da epey yürüdükten sonra meni gelirse ittifaken gusül gerekmez. Çünkü bu durumda meninin ikinci yerden ayrılmasında da dışarıya çıkmasında da şehvet söz konusu değildir. (Reddu'l-Muhtar, s. 1/60. Şafiilere göre gerekir.)

GUSLÜN FARZLARI

SORU: Guslün farzları kaç tanedir?

CEVAP: Guslün farzları üç tanedir.

1) Ağzı yıkamak.

2) Burnu yıkamak.

3) Bütün vücudu (İğne ucu kadar kuru yer kalmayacak şekilde) yıkamak. (Şafiilere göre guslün farzları ikidir: 1) Niyet etmek, 2) Bütün vücudu yıkamak (Ağzı ve burnu yıkamak sünnettir.)

Gusülde saç , sakal, bıyık, kaşların altına ve küpelerin deliklerine su ulaştırmak gerekli olduğu gibi, varsa küpe ve sıkı olan yüzüğü hareket ettirmek, dişlerin arasında kalan yemek artıkları ile nufüz etmeye engel olan şeyleri temizlemek de gerekir.

GUSLÜN SÜNNETLERİ

SORU: Guslün sünnetleri nelerdir?


CEVAP: Guslün başlıca sünnetleri şunlardır:

1) Besmele ile başlamak.

2) Gusle niyet etmek. ( Şafiilere göre farzdır)

3) Elleri bileklere kadar önceden yıkamak.

4) Edep yerlerini yıkamak.

5) Bedende pislik varsa önceden gidermek.

6) Gusülden önce abdest almak.

7) Bedene üç defa su dökmek ve her döküşte suyu bedeni her tarafına ulaştırmak.

8) Suyu dökmeye baştan başlamak sonra sağ omuza daha sonra sol omuza dökmek.

9) Suyu ilk döküşte bedeni ovmak.

10) Suyu gereğinden fazla veya çok az kullanmamak.

11) Kimsenin göremeyeceği bir yerde yıkanmak.

12) Tenha bir yerde yıkanılsa bile avret yerlerini açmamak. Eğer avret yeri açılırsa kıbleye dönmemek.

13) Guslederken konuşmamak.

14) Gusül bitince bedeni bir havlu ile kurulamak.

15) Gusülden sonra vakit geçirmeden giyinmek.

16) Abdestte mekruh olan şeyler gusülde de mekruhtur. Ayrıca gusül esnasında dua okumak da mekruhtur.

GUSLÜN YAPILIŞI

SORU: Gusül nasıl yapılır?


CEVAP: Gusül şöyle yapılır:

Önce besmele çekilerek gusle niyet edilir, eller bileklere kadar yıkandıktan sonra edep yerleri ve vücudun kirli tarafları yıkanarak temizlenir. Daha sonra abdest alınmaya başlanır. Abdest bitince önce başa sonra sağ omuza üçer defa su dökülür. Daha sonra da vücudun tamamı oğuşturularak kuru bir yer kalmayacak bir şekilde yıkanır. Bu arada saç, sakal, bıyık ve kaşların altına, kulakların görülen iç kısımlarına, göbek ve küpe deliklerine suyun ulaştırılması sağlanır.

Vücuda yapılmış olan ve suyun bedene ulaşmasına engel olan şeyler giderilir. Sıkı olan yüzükler yerinden oynatılarak altlarına su ulaştırılır. Dişlerin arasında kalan yemek ve ekmek kırıntıları temizlenir.

CÜNÜP OLAN KİMSENİN YAPMASI HARAM OLAN ŞEYLER

SORU: Cünüp olan kimsenin yapması haram olan şeyler nelerdir?

CEVAP: Cünüp olan kimsenin yapması haram olan şeyler şunlardır:


1) Namaz kılmak.

2) Tilavet secdesi yapmak.

3) Kur'an okumak.

Cünüp olan kimse bir ayet de olsa Kur'an okuyamaz. Ancak dua ve zikir ile ilgili ayetler yalnız dua ve zikir kasdıyla okuyabilir.

4) Kur'an'a el sürmek.

Cünüp olan bir kimse Kur'an-ı Kerim'e el süremez. Fakat ayrı bir kap veya kılıf ile tutabilir. (Şafiilere göre ayrı bir kap veya kılıf ile de olsa tutamaz.)

5) Camiye girmek. (Şafiilere göre cünüp olan kişinin camiye girip eyleşmesi caiz değilse de camiden geçmesi caizdir.)

6) Kabe'yi tavaf etmek.

Cünüp olan bir kimse Kabe'yi tavaf edemez. Tavaf edebilmek için gusül yapmış olması ve abdestli bulunması vaciptir. ( Şafiilere göre şarttır.)

SAÇ ÖRGÜSÜ VE GUSÜL

SORU: Gusül esnasında kadının örgülü saçını çözmesi gerekir mi?

CEVAP: Saç diplerine su ulaşıyorsa gerekmez. Fakat örgülü olmayan saçın her bir telinin ıslanması gerekir. (Şafiilere göre örgülü olsun olmasın saçların her bir telinin ıslanması şarttır.)

DİŞ DOLGUSU VE GUSÜL
SORU: Diş dolgusu veya diş kaplaması gusle mani midir?
CEVAP: Hayır, diş dolgusu veya diş kaplaması gusle mani değildir. Çünkü dişin dış kısmının ıslanması yara üzerinde bulunan sargının mesh edilmesi gibidir. Ancak diş kaplaması tedavi için değil de, süs için yapılmışsa gusle manidir. (Şafiilere göre mani değildir.)

SAÇ BOYAMA VE GUSÜL

SORU: Saç boyaması gusle mani midir?

CEVAP: Kına gibi saç üzerinde tabaka oluşturmayan boyalar gusle mani değildir. Fakat tabaka oluşturan boyalar gusle manidir.

OJE VE GUSÜL

SORU: Oje abdest veya gusle mani midir?


CEVAP: Evet, oje tırnak üzerinde tabaka oluşturduğu ve suyun tırnağa geçmesine mani olduğu için abdest ve gusle manidir.


__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.yetkin-forum.com

SORULAR VE CEVAPLAR

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Menzil Forum :: İslami İlimler :: İslam-i Hayat ve Soru - Cevap-
SİSTEM BİLGİLERİÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by phpBB2 (subsilver)
Copyright ©2008 - 2011,
Content Relevant URLs by www.akmenzil.net
Kuruluş Tarihi : Paz 24 Ağus. 2008 - 18:30
akmenzil.net sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanızakmenzil@hotmail.com e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Yetkinblog.com