AnasayfaSSSAramaÜye ListesiGiriş yapKayıt Ol
Kütüphane bölümümüz güncellenmektedir.  "Kadın ve Erkek Eşitliği" konusu tamamlanmıştır.
Bağlantı sorunları nedeniyle Portal sayfası geçici olarak kaldırıldı....
"Program Arşivi" forumuna "Antivirüs Güvenlik" ve "Araçlar" kategorisi açılmıştır.
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Hakkını vermediğimiz iş yüzümüzü ağartmaz
Evlilikler de Bunalıma Girer
Ahirete İnancımız Ölçüsünde Huzurumuz Olur
Ebedi Hayata Doğmak
ABDEST
TALAK (BOŞANMA)
Gül Sultanım (Yeni Video Klip)
Beş Esas
Meleklere İman
Can Feda Edilecek Dost
Paz Şub. 23, 2014 7:32 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:27 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:18 pm
Paz Şub. 23, 2014 3:07 pm
Ptsi Şub. 17, 2014 3:17 am
Ptsi Şub. 17, 2014 3:09 am
Ptsi Ocak 20, 2014 3:15 am
Cuma Ekim 11, 2013 4:33 am
Çarş. Ekim 09, 2013 2:50 am
Paz Ekim 06, 2013 3:15 pm
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat

Paylaş|

RUH

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
YazarMesaj
Moderatör
Moderatör
HAKTAN
Teşekkürleri : 39
Yaş : 41
Kayıt tarihi : 16/09/09
Nerden : isvec
Mesaj Sayısı : 2453
Tecrübe Puanı : 14645

MesajKonu: RUH Çarş. Ara. 29, 2010 11:07 pm

RUHU TANIMAK MÜMKÜN MÜDÜR?

Ruhun ne olduğunu açıklamaya ve hakikatini tanımaya gelince, bu bir sırdır. Öyle bir sır ki Hz. Peygamber'e (s.a.v) bile, ehli olmayan kimselere onu açıklama izni verilmemiştir. Eğer sen ehli isen, dinle ve anla! Bil ki ruh, suyun kovaya girmesi gibi bedene giren bir cisim değildir. Yine ruh, siyah rengin siyahlığın içine, ilmin âlime girmesi gibi; kalbe veya dimağa girmiş bir araz da değildir.
Ruh, basîret sahiplerinin ittifakı ile, parçalanma kabul etmeyen bir cevherdir. Çünkü, eğer ruh bölünmeyi kabul etseydi; bir parçası ile bir şeyi bilmesi, diğer bir parçası ile de bizzat o şeyi bilmemesi caiz olurdu. Bu durumda, tek bir halde, hem âlim hem câhil olurdu ki bu, imkânsızdır. Bu durum ruhun parçalanma kabul etmeyen tek bir şey olduğunu göstermektedir.
Eğer, "Hz. Peygamber (s.a.v) ruhun sırrını açıklamaktan ve hakikatini ortaya koymaktan niçin men edildi?" denirse, şöyle cevap verilir:
Ruh, anlayışların kavrayıp taşıyamayacağı sıfatlara sahiptir. Çünkü insanlar, avam ve havas (seçkinler) olmak üzere iki kısımdır. Cehalet ve manevî körlük içinde olan kimseler, ruhtaki bazı sıfatların Allahu Teâlâ'nm da sıfatı olduğunu tasdik ve kabul etmez. Bu kimse, o sıfatların insanî ruhun sıfatları olduğunu nasıl tasdik etsin? Aynı şekilde cehalet körlüğü içinde olan Kerrâmiyye grubu, bazı Hanbelîler ve diğerleri yüce yaratıcının cisim olmaktan ve cisme ait özellikler taşımaktan uzak oluşunu inkâr ettiler.
Onlar, mevcut bir varlığın ancak işaret edilecek bir cisme sahip olduğunu düşünmektedirler.
Bu körlük ve taassuptan kurtulan bazı kimseler, Allahu Teâlâ'nın cisim olmadığını söylediler; ancak, O'ndan cisme ait özellikleri gideremeyip Allah'ın bir yöne sahip olduğunu söylediler.
Bu cehalet körlüğünden kurtulan Eş'ariyye ve Mâtürîdiyye Allahu Teâlâ'nın cisim olmadığını ve bir yön ile çevrelenmediğini söylediler. Eğer, "Bu kimselere bunun sırrını açmak niçin caiz değildir?" denirse, şu cevap verilir: Onlar, bu sıfatın Allahu Teâlâ'dan başkasına ait olmasını imkânsız gördüler; onlara bunu söyleyecek olsan seni inkâr ederler ve şöyle derler: " Bu, Allahu Teâlâ'yı varlıklara benzetmektir; çünkü sen kendini sadece yüce Allah'a ait bir sıfatla sıfatlandırmaktasın!" Bu söz, bir cehalettir; onu söyleyen kimse hangi sıfatların sadece Allahu Teâlâ'ya ait olduğunu bilmemektedir. Biz: "İnsan, diridir, bilen, güç sahibi, irade eden, işiten, gören ve konuşandır; Allahu Teâlâ da bu sıfatlara sahiptir" dediğimiz zaman, bu sözde bir teşbih (yüce Allah�ı diğer varlıklara veya diğer varlıkları yüce Allah'a bir benzetme) yoktur. Çünkü bu sıfatlar, sadece yüce Allah'a ait sıfatlar değildir. Allahu Teâlâ'nın sadece kendisine ait olan sıfatı, O'nun kayyûm oluşudur, yani O, kendi zâtıyla mevcuttur; O'nun dışındaki bütün varlıklar Allah ile hayat bulmuştur; yüce Allah ise, bir başkasıyla değil, kendi zâtıyla mevcuttur. Yaratılan bütün varlıkların kendilerine ait olan ancak yokluktur; onların vücut bulması, kendileri dışındaki bir varlıktan gelmektedir ve vücutları kendileri için mülk değil, birer emanettir. Allahu Teâlâ'nın varlığı ise, zâtındandır; başka birine ait bir varlık değildir. Diğer bütün varlıkların ise vücutları kendisinden değil, Allahu Teâlâ'dandır. İşte, bu kayyûmiyyet yani varlığı kendinden olma sıfatı sadece Allahu TeâLâ'ya aittir; bu sıfat O'ndan başka hiç kimsede yoktur.

HAK YOLUN ESASLARI / 6.Bölüm: Nefs, Ruh, Kalp, Akıl / Sayfa 98 / SEMERKANT YAYINLARI

__________________


MENZIL SUFISI:
http://menzilsufisi.wordpress.com/
SUFISMEN:
http://sufismen.wordpress.com/
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Moderatör
Moderatör
HAKTAN
Teşekkürleri : 39
Yaş : 41
Kayıt tarihi : 16/09/09
Nerden : isvec
Mesaj Sayısı : 2453
Tecrübe Puanı : 14645

MesajKonu: Geri: RUH Çarş. Ara. 29, 2010 11:08 pm

RUHUN YÜCE ALLAH'A AİT OLMASI

Eğer, Allahu Teâlâ'nın, "Ona ruhumdan üfürdüğüm zaman"âyetinde, ruhun Allah'a nisbet edilmesinin (O'na ait gösterilmesinin) mânası nedir?" diye sorulursa, cevap olarak derim ki:
Ruh, bir yöne ait olmaktan ve bir mekanda bulunmaktan uzaktır; onda bütün malumatları bilme ve onları anlama kuvveti mevcuttur. Bu özellik ve benzerlik ruhun dışındaki cisimlerin hiç birinde yoktur; bunun için ruh, özel olarak yüce Allah'a ait gösterilmiştir. "De ki: 'Ruh, rabbimin emrindendir" âyetinin mânası nedir? Emir âlemi ile halk âleminin mânası nedir? diye sorulacak olursa, şöyle cevap verilir: Üzerinde ölçme ve belirleme yapılabilen bütün varlıklar cisimdir ve cisimlere ait sıfatlara sahiptir. İşte bu tür varlıkların bulunduğu aleme "halk âlemi" denir.
Buradaki halk (yaratma), icat ve ortaya koyma mânasında değil, takdir etme yani belirleme ve ölçüsünü tayin etme anlamındadır. Allah bir şeyi yarattı demek; onun vaktini, şeklini ve ölçülerini belirledi demektir. Alıştığımız cinsten sayı ve ölçülerle ifade edilemeyen bütün şeylere "Rabbânî bir iş" yani Allah'a ait bir iş denir. İşte bu cinse giren varlıkların bulunduğu âleme "emir âlemi" denir. İnsanların ve meleklerin ruhları emir âlemindendir. Emir âlemi his, hayal, yön, mekân, yerleşme, ölçü ve tayinden uzak varlıklardan oluşmaktadır. O âlemde, yaşadığımız âlemdeki gibi sayı ve ölçü olayı olmadığı için; ölçü, tartı ve tayin söz konusu değildir. Burada şöyle bir soru sorulabilir: "Bu anlattığın şeyler, ruhun ezelî olup sonradan yaratılmadığı düşüncesini akla getiriyor; öyle midir?" Buna karşı verilecek cevap şudur: Bazı cahil ve hak yoldan sapmış kimseler, böyle zannetmişlerdir.Kim, "Ruh, mahlûk değildir" derken, onun ölçüye gelmeyeceğini, parçalara ayrılmayacağını ve bir yere girmeyeceğini kastediyorsa, bu görüş doğrudur. Ancak ruh, mahlûktur, yani sonradan yaratılmıştır, ezelî değildir. İnsan ruhunun ortaya çıkması, içine üflenecek insan nutfesinin onu kabul etmeye hazırlanmasına bağlıdır. Bu, bir varlığın suretinin aynada belirmesine benzer. Varlığın suretinin aynada gözükmesi, aynanın cilâlı olmasına bağlıdır. Her ne kadar, suret sahibi varlık, aynanın cilalânımasından önce mevcut olsa da, cila olmayınca suretin gözükmesi mümkün değildir. Aynı şekilde insanın ruhu da nutfeden önce yaratılmıştır; fakat üfleneceği nutfe olmadan ortaya çıkması mümkün değildir.

HAK YOLUN ESASLARI / 6.Bölüm: Nefs, Ruh, Kalp, Akıl / Sayfa 100 / SEMERKANT YAYINLARIA

__________________


MENZIL SUFISI:
http://menzilsufisi.wordpress.com/
SUFISMEN:
http://sufismen.wordpress.com/
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Moderatör
Moderatör
HAKTAN
Teşekkürleri : 39
Yaş : 41
Kayıt tarihi : 16/09/09
Nerden : isvec
Mesaj Sayısı : 2453
Tecrübe Puanı : 14645

MesajKonu: Geri: RUH Çarş. Ara. 29, 2010 11:08 pm

İNSANIN RAHMANIN SURETİNDE YARATILMASI

Eğer Hz. Peygamberin (s.a.v) hadisinde geçen, "Şüphesiz Allah Âdem'i kendi suretinde diğer rivayette rahmânın suretinde yarattı"(Hadis için bkz. Buhârî, "isti'zan," 1; Müslim, "Cennet," 28; Müs-ned, 11,244-251.) sözünün mânası nedir? diye sorulursa, cevabı şudur:
Suret kelimesi, farklı ve ortak mânaları olan bir isimdir. Bazan suret, eşyaların tertip ve düzenine, farklı yapıdaki şeylerin üst üste getirilerek bir şekil arzetmesine denir. Bu, his duyuları ile bilinen bir surettir.
Bazan his duyularıyla bilinmeyen şeylerin tertip ve düzenine de suret denir. Aynı şekilde mâna ve fikirlerin bir düzen ve uyum içinde terkip ve tertip edilmesine de suret denir. Meselâ; bu meselenin sureti, bu olayın sureti, bu cismani ve aklî ilimlerin sureti tabirleri kullanılır. Hadiste zikredilen suret meselesi de zikrettiğimiz şeylere benzer akılla bilinecek manevî bir şeydir. Ruhun yaratıldığı bu suret zâta, sıfatlara ve fiillere aittir.
Ruhun zâtının gerçek hali şudur: Ruh, kendi başına ayakta durur; araz, cisim ve parçalanan bir cevher değildir; bir mekana ve yöne girmez, bedene ve âleme bitişik değildir, ondan ayrı da değildir. Bedenin ve âlemin içinde değildir, dışında da değildir. Bütün bu sıfatlar, aynı zamanda kendisine has şekliyle Allahu Teâlâ'nın zâtına aittir.
Sıfatlara gelince; ruh, hayat sahibi, bilen, çok şeye gücü yeten, işiten, gören ve konuşan bir varlık olarak yaratılmıştır; Allahu Teâlâ da zâtına has olarak bu sıfatlara sahiptir.
Fiillere gelince; insanın yaptığı işlerin başlangıcı bir iradedir. Bu irade önce kalpte bir etki yapar; ondan latif (gizli) bir buhar olan hayvanî ruh vasıtasıyla içte bir etki yayılır ve bu etki dimağa yükselir. Dimağdan vücut azalarına meselâ, parmak uçlarına kadar bir etki akışı olur ve bu etki parmakları harekete geçirir, parmaklar kalemi, kalem mürekkebi harekete geçirir. Böylece, hayal hazinesinde oluşan kâğıda yazma isteği yazı şeklinde ortaya çıkar.
Yazılacak şeyin şekli hayalde tasarlanmadan, kâğıt üzerine yazı yazmak mümkün değildir. Kim, Allahu Teâlâ'nın işlerini, O'nun melekler vasıtasıyla gökleri ve yıldızları harekete geçirerek yeryüzünde bitkileri ve hayvanları ortaya çıkarma şeklindeki seyri iyice düşünürse, şunu bilir ki; insanın kendi alemindeki tasarrufu, yüce yaratıcının büyük âlemdeki tasarrufuna benzemektedir. İşte bu durum bilinince, Hz. Peygamberin (s.a.v), "Şüphesiz Allah Âdem'i kendi suretinde yarattı"hadisinin mânası anlaşılır.
Şöyle denebilir: "Ruhlar, cesetlerle birlikte sonradan yaratıldı ise; Hz. Peygamberin (s.a.v) şu hadislerinin anlamı nedir? "Allahu Teâlâ ruhları, cesetleri yaratmadan iki bin sene önce yarattı."( Deylemî, Firdevsü'l-Ahbâr, nr. 2761; Aclunî, Keşfü'l-Hafâ, nr. 315 (Şerhte))
"Ben, peygamberlerin yaratılış olarak ilki, gönderiliş olarak sonuncusuyum. Âdem su ile çamur arasında (henüz yaratılmamış) iken ben peygamberdim."(Tirmizî, "Menâkıb", 1; Müsned, V, 379; Hâkim, el-Müstedrek, II, 609.)
Bil ki; bu hadislerde ruhun ezelî olduğunu gösteren herhangi bir şey yoktur. Hadiste geçen, "Ben yaratılış yönüyle peygamberlerin ilkiyim'' ifadesi, zahirî manasıyla Hz. Peygamberin (s.a.v) varlığının Hz. Âdem'in (a.s) cesedinden önce olduğunu göstermektedir. Zahirin dışındaki mâna ise bellidir. Bunun uygun bir şekilde yorumlanması mümkündür. Kesin deliller, zahirde anlaşılan mâna ile hükmünü kaybetmez; bilakis zahirî yorumun üstünde tutulur. Allahu Teâlâ hakkında zahiren teşbihe benzeyen şeylerin, zahirî mânanın dışında yorumlandıkları gibi burada da öyle yapılır.
Hz. Peygamber (s.a.v), ""Allahu Teâlâ ruhları, cesetleri yaratmadan iki bin sene önce yarattı" hadisinde, ruhlar ile meleklerin ruhlarını, cesetlerle de, arş, kürsî, gökler, yıldızlar, hava, su ve yer gibi varlıkların cesetlerini kastetmiştir.
Peygamber Efendimizin (s.a.v), "Ben yaratılış yönüyle peygamberlerin ilkiyim" sözüne gelince; buradaki yaratılmaktan maksat, ortaya çıkarma mânasında değil, takdir etme, belirleme mânasındadır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v), annesinden doğmadan önce, zahirî vücut olarak mevcut ve yaratılmış değildi. Fakat kendisine verilen kemâlât ve yüksek dereceler ilâhî takdirde herkesten önce idi; vücuda gelmesi ise, daha sonra olmuştur. Allahu Teâlâ, ilâhî işleri, önce ilmine uygun olarak levh-i mahfuzda belirler, yani resmedip kaydeder.
Şu halde iki çeşit vücut bulma, var olma şekli vardır. Biri, takdir edilerek, diğeri de maddî olarak hissedilecek ve görülecek şekilde yaratılarak. Bunu anlayınca, Hz. Peygamber'in (s.a.v), Hz. Adem'den (a.s), maddî olarak değil, ilâhî takdirde belirlenme yönüyle önce olduğu anlaşılır.
Ruh hakkındaki açıklamaları burada bitiriyoruz. Allahu Teâlâ, en iyisini bilir.

HAK YOLUN ESASLARI / 6.Bölüm: Nefs, Ruh, Kalp, Akıl / Sayfa 102 / SEMERKANT YAYINLARI

__________________


MENZIL SUFISI:
http://menzilsufisi.wordpress.com/
SUFISMEN:
http://sufismen.wordpress.com/
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

RUH

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Menzil Forum :: İslami İlimler :: İslam-i Hayat ve Soru - Cevap-
SİSTEM BİLGİLERİÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by phpBB2 (subsilver)
Copyright ©2008 - 2011,
Content Relevant URLs by www.akmenzil.net
Kuruluş Tarihi : Paz 24 Ağus. 2008 - 18:30
akmenzil.net sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanızakmenzil@hotmail.com e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Yetkinforum.com | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Ücretsiz blogunuzu yaratın